Meşguliyetin Kimliğindir!

İnsan, çoğu zaman kendisini sahip olduğu bilgilerle, taşıdığı unvanlarla veya dile getirdiği düşüncelerle tanımlar. Oysa insanı asıl tanımlayan şey, gününün ve ömrünün büyük kısmını neyle geçirdiğidir. Çünkü insanın meşguliyeti, zamanla karakterine dönüşür; karakteri kaderini şekillendirir. Bu yüzden Gazali’nin “Meşguliyetin neyse, sen osun.” sözü, insanın ruhunu ve hayatını anlamak bakımından derin bir hakikati ifade eder.

Bir insanın sürekli düşündüğü, konuştuğu, peşinden koştuğu ve uğruna vakit harcadığı şey, zamanla onun iç dünyasını inşa eder. Kalp hangi kapıya yönelirse, ruh da oradan beslenir. Dünya malı ile meşgul olanın kalbi dünyaya bağlanır; makam ile meşgul olanın zihni sürekli insanların takdirini arar. Allah ile meşgul olanın gönlü ise huzura kavuşur. Çünkü insan, yöneldiği şeyin rengini alır. Demirin ateşte kızarması gibi, insan ruhu da sürekli içinde bulunduğu meşguliyetin tesiri altında şekillenir.

Kuran, bu hakikate dikkat çekerek şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Münafikun Suresi: 9. Ayet) Ayette dikkat çekilen husus, malın veya evladın kötü olması değildir. Asıl mesele, insanın ne ile meşgul olduğudur. İnsan Allah’ı unutturacak bir meşguliyet içine girdiğinde, ruhunu besleyen kaynağı kaybetmeye başlar.

Modern çağın insanı hiç olmadığı kadar meşguldür. Fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar yalnız, huzursuz ve yorgundur. Çünkü meşguliyet çoğalmış, fakat mana azalmıştır. Saatler ekranların önünde geçmekte, günler gelip gitmekte, fakat insan ruhu tatmin olmamaktadır. Bunun sebebi, ruhun maneviyatla değil madde ile doyuyor olmasıdır. Ruh, Allah’ın insana bahşettiği ilahi bir emanettir ve ancak O’na yönelerek huzur bulabilir. Allah, “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d Suresi: 28. Ayet) buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de insanın değerini meşgul olduğu işlerle ölçmüş ve şöyle buyurmuştur: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, İslam’ının güzelliğindendir.” (Tirmizî) Bu hadis, aslında insanın ömrünü neye harcadığının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Çünkü hayat sermayesi sınırlıdır. Bir gün geri dönmeyecek olan saatlerimizi, dakikalarımızı ve nefeslerimizi neye verdiğimiz, kim olduğumuzu ortaya koyar.

Bir çiftçinin elleri toprak kokar, bir fırıncının elleri hamur. Allah dostlarının kalpleri ise tevekkül ve tefekkür kokar. Çünkü insan, meşgul olduğu şeyin izini taşır. Sürekli kötülükle uğraşan kötülüğe benzer, sürekli iyilikle uğraşan iyiliğe yaklaşır. Sürekli hakikati arayan ise sonunda hakikatin kendisine ulaşır. Bu yüzden insanın ilk sorgulaması gereken şey, ne düşündüğü değil; gününü ve ömrünü ne ile geçirdiğidir.

Ömür, aslında meşguliyetlerden ibarettir. Bir gün geriye dönüp baktığımızda hayatımızın toplamı, uğruna vakit harcadığımız şeylerin toplamı olacaktır. Eğer meşguliyetimiz Allah’ın rızası, ilim, ahlak, iyilik ve hakikat olmuşsa kazançlı çıkacağız. Fakat geçici hevesler, boş uğraşlar ve nefsani arzular olmuşsa elimizde büyük bir pişmanlık kalacaktır.

Bu nedenle insan zaman zaman kendi kendine şu soruyu sormalıdır: “Ben ne ile meşgulüm?” Çünkü bu sorunun cevabı aynı zamanda şu sorunun da cevabıdır: “Ben kimim?” Zira insanın meşguliyeti, onun aynasıdır. Kalbin yöneldiği yer, insanın gerçek adresidir. Allah ile meşgul olan, sonunda Allah’a yaklaşır; dünya ile meşgul olan ise dünyanın içinde kaybolur. Bu sebeple denilebilir ki, insanın meşguliyeti sadece yaptığı iş değil, aynı zamanda kimliğidir. Gerçekten de meşguliyetin neyse, sen osun…

Bir Cevap Yazın