Kuran’da, insanın öğüde karşı gösterdiği kayıtsızlık ve kaçış hali, oldukça çarpıcı bir benzetmeyle tasvir edilir: “Böyle iken onlara ne oluyor ki, sanki aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi öğütten yüz çevirip kaçıyorlar?” (Müddessir Suresi: 49-51)
Bu ayetlerde Rabbimiz, öğüt karşısındaki insanın halini; vahşi doğada, hayatta kalma içgüdüsüyle panik halinde kaçan yaban eşeklerine benzetiyor. Üstelik onları kaçıran şey, yalnızca bir aslan değil, hakikatin ta kendisi olan ilahi mesajdır. Bu çarpıcı anlatım, hem Kuran’ın edebi üstünlüğünü hem de insanın manevi körlüğünü gözler önüne seriyor.
İnsan fıtraten hakikate meyillidir. Ancak bu meyil, nefsin ve dünyevi arzuların gölgesinde zamanla zayıflayabilir. Gerçeklerle yüzleşmek; kişinin alışkanlıklarını, konfor alanlarını, hatta kimliğini sorgulamasını gerektirir. Bu ise çoğu zaman rahatsız edici bir deneyimdir. Bu nedenle bazı insanlar, öğüt dinlemeye ya da hakikati kabule değil, ondan uzaklaşmaya meyleder. Bu ayette, Kuran’ın mesajından kaçanların durumu da işte bu psikolojik savunma mekanizmasına benzer bir tepkiyle açıklanıyor. Tıpkı bir yaban eşeğinin ani bir tehlike karşısında panikleyip kaçması gibi, bu insanlar da Allah’ın ayetlerini işittiklerinde içsel bir korkuyla, fakat neyin korkusu olduğunu bilmeden uzaklaşıyorlar.
Yaban eşeği, çöl ortamında yaşayan, ürkek ve tehlikeye karşı aşırı duyarlı bir hayvandır. Aslan ise vahşi doğanın en güçlü ve ürkütücü varlığıdır. Ayette geçen bu tasvir, sadece fiziksel bir kaçışı değil, aynı zamanda bilinçli bir yüz çevirmeyi de anlatır. Bu insanlar gerçeği sezdikleri halde, o gerçeğin getireceği sorumluluklardan ürktükleri için yüz çevirirler. Oysa Kuran’ın mesajı bir tehdit değil, rahmet ve kurtuluş çağrısıdır. Ne var ki, vicdanı dumura uğramış bir kalp için bu rahmet bile bir tehdit gibi algılanabilir.
Bugün de pek çok insan, dinin sunduğu hakikatleri duyduğunda benzer bir tavır sergiliyor. “Kulağımı tıkarsam yok sayabilirim” mantığıyla, ölümden, hesap gününden, adaletten, sorumluluktan kaçmaya çalışıyor. Modern hayatın gürültüsüne, dijital dikkat dağınıklığına sığınarak hakikati bastırmaya çalışıyor. Ancak hakikat, kaçmakla yok olmaz. Tıpkı aslandan kaçan eşeğin sonunda yorulup çaresiz kalması gibi, insan da hakikatten ne kadar kaçarsa kaçsın, sonunda onunla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Kur’an bu ayetle sadece bir eleştiride bulunmuyor, aynı zamanda bir uyarı ve davet sunuyor: Hakikatten kaçma, ona yönel! Zira Allah’ın mesajı, seni tehdit etmek için değil, seni kurtarmak içindir. Yeter ki kalbini aç, kulağını hakikate çevir. Bugün her birimiz bu ayeti kendimize sormalıyız: Ben de aslandan kaçar gibi hakikatten mi kaçıyorum? Yoksa Rabbimin mesajını kalbime alan, ondan hayatıma yön veren bir kul muyum? Ne mutlu kulluk görevini yerine getirenlere!

Yorum bırakın