Sorumluluk Gerçeği!

“Hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenip çekmez. Eğer (günah) yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu yüklenmeye çağırsa – bu onun yakın akrabası da olsa – ondan hiçbir şey yüklenmez.” (Fatır Suresi: 18. Ayet)

Bu ilahi beyan, insan hayatının en temel ahlaki ve hukuki prensiplerinden birini ortaya koyar: Bireysel sorumluluk. İslam düşüncesinde insan, irade sahibi bir varlık olarak yaptığı her tercihten yalnızca kendisi sorumludur. Ne başkasının hatasıyla kirlenir ne de başkasının günahıyla aklanır. Herkes kendi yükünü taşır, kendi yolunun hesabını verir.

İnsanlar zaman zaman kendi yanlışlarını başkalarına yükleme eğiliminde olabilir. “Beni o sürükledi”, “şartlar böyleydi”, “çevrem bozuktu” gibi bahanelerle sorumluluktan kaçmak isterler. Oysa ayet açıkça bildirir: Günah, paylaşılan bir yük değildir. Kişi, başkasının çağrısıyla, baskısıyla veya yakınlığıyla dahi olsa, başkasının günahını taşımaz. Aynı şekilde kimse de kendi günahını bir başkasına devredemez. Bu hakikat, adaletin en saf halidir. Çünkü adalet, suçun da sevabın da sahibine ait olmasını gerektirir. Eğer bir insan başkasının günahıyla sorumlu tutulsa idi, bu ilahi adaletle bağdaşmazdı.

Ayette özellikle “yakın akraba” vurgusunun yapılması son derece manidardır. Zira dünyada insanın en çok güvendiği bağlardan biri akrabalıktır. Ancak bu bağ, ahirette bir günah transfer mekanizması değildir. Baba evladının, evlat babasının, kardeş kardeşinin günahını yüklenemez. Sevgi, bağ ve yakınlık; sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Karısı ya da kızı türban takmıyor diye kocası/babası günah işliyor anlamına gelmez. Bu durum aynı zamanda şu gerçeği de öğretir: Kimseye körü körüne tabi olmak, “o yaptı ben de yaptım” demek insanı kurtarmaz. Her birey aklını, vicdanını ve iradesini kullanmakla yükümlüdür.

Ayet, insanın kendini kandırma yollarını da kapatır. Günahı paylaşma isteği, aslında vicdanın yükünü hafifletme çabasıdır. Ancak ilahi ölçü nettir: Yük hafiflemez, sadece sahibine ait olur. Kimse, “gel benim yükümü taşı” diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Bu da bize şunu öğretir: Asıl yapılması gereken, günahı paylaşmaya çalışmak değil, günaha girmemeye çalışmaktır.

Bu ayet, insanı hem uyarır hem de onurlandırır. Uyarır; çünkü kimse başkasının arkasına saklanamaz. Onurlandırır; çünkü kimse de başkasının suçu yüzünden mahkum edilmez. Her insan, kendi tercihlerinin mimarıdır. Özetle: Kimse kimsenin günahına ortak olamaz. Ne yük devredilebilir ne de hesap paylaşılabilir. Kurtuluş da vebal de, insanın kendi elleriyle yaptıklarına bağlıdır.

Yorum bırakın