İnsan, çoğu zaman kendisini kendi iradesinin mutlak sahibi sanır. Oysa ruh, fark edilmeyen tesirlerin sessiz akıntıları içinde şekillenir. Bir bakış, bir söz, bir alışkanlık yahut sürekli içinde bulunulan bir meclis; insanın karakterine görünmez ilmikler atar. Bu sebepledir ki eskiler, “Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” derken yalnızca sosyal bir tercihten değil, ruhun kaderinden söz ediyorlardı. Gazali’nin dikkat çektiği mesele de tam burada derinleşir: “İnsan, beraber oturup kalktığı kimselerin ahlakını, tavrını, hatta günahlarını bile farkına varmadan kendi içine taşır.” der Gazali.
Zira insan ruhu kuru bir taş değil, iz tutan bir topraktır. Sürekli aynı sesleri duyan kulak, sonunda o seslerle düşünmeye başlar; aynı karanlığa bakan göz, bir müddet sonra karanlığı normal görür. Başlangıçta rahatsız eden bir davranış, tekrar edildikçe sıradanlaşır. Önce yalnızca dinlenen bir gıybet, zamanla dile yerleşir; ilkin ayıplanan bir kabalık, sonra mizacın bir parçası haline gelir. Alkol, uyuşturucu ve sigara gibi kötü alışkanlıklar, genelde arkadaş sayesinde edinilir. Kötülük çoğu zaman büyük bir fırtına gibi değil, ince bir sis gibi çöker insanın üzerine. İnsan ne zaman değiştiğini anlamaz; çünkü değişim gürültüyle değil, alışkanlıkla gerçekleşir.
Bu yüzden meclis, yalnızca bedenlerin bir araya geldiği yer değildir; karakterlerin birbirine geçtiği görünmez bir terbiyedir. Güzel ahlaklı bir insanın yanında bulunan kimse, farkında olmadan sükunet öğrenir. Merhamet sahibi biriyle oturanın dili yumuşar, kalbi incelir. Çünkü insan, yalnız konuşarak değil, hal ile de eğitilir. Bazen bir insanın sabrı, bir kitap kadar öğretici olur. Bazen de bir yüzün vakarından insan kendi taşkınlığını utanarak terk eder. İyi insanlar, etrafa fark ettirmeden ışık veren kandiller gibidir; yanlarında duran bile biraz aydınlanır.
Fakat bunun tersi de vardır. Gafil insanların bulunduğu meclislerde zamanla ruh ağırlaşır. Sürekli dünyalık hırslarla konuşulan yerlerde kalp inceliğini kaybeder. Her şeyin alaya alındığı ortamlarda ciddiyet ölür; sürekli şikayet eden insanların yanında umut solar. Çünkü kalp, maruz kaldığı iklimin rengini alır. Nasıl ki dumanlı bir odada duran kimsenin elbisesine is kokusu sinerse, kötü meclislerin de manevi kokusu ruha siner. İnsan bunu çoğu zaman fark etmez; çünkü en tehlikeli değişim, yavaş gerçekleşendir.
Bu sebeple insanın kendisine sorması gereken en mühim sorulardan biri şudur: “Ben kimlerin yanında çoğalıyor, kimlerin yanında eksiliyorum?” Çünkü bazı insanlar ruhu diri tutar, bazıları ise insanın içindeki güzellikleri sessizce tüketir. Hayat, yalnızca ne düşündüğümüzle değil, kimlerle beraber yürüdüğümüzle de şekillenir. Nice temiz kalpler kötü arkadaşlıklar yüzünden kararmış, nice yorgun ruhlar güzel insanların sohbetiyle yeniden dirilmiştir.
Sonunda insan, en çok bulunduğu meclisin kokusunu taşır. Dilindeki kelimeler, zihnindeki düşünceler, kalbindeki eğilimler; hepsi biraz da beraber yürüdüğü insanların izidir. Bu yüzden dost seçmek, aslında kader seçmektir. Çünkü bazı insanlar insanı dünyaya bağlar, bazıları ise kendi içine, vicdanına ve hakikate yaklaştırır. Ve insan, farkında olmadan kime yaklaşırsa, yavaş yavaş ona dönüşür.

Yorum bırakın