İnsan bazen sustuğu cümlelerin içinde özgürdür. Düşünceler, zihnin karanlık koridorlarında dolaşırken henüz kimseye ait değildir. Ne bir yargının hedefidir ne de bir yanlış anlaşılmanın kurbanı. Fakat söz ağızdan çıktığı an değişir. Artık o, yalnızca söyleyenin değil, duyanın da malıdır. İşte bu yüzden Hazreti Ali’ye nispet edilen meşhur bir sözde şöyle denilir: “Söylemediğin sözün hakimi, söylediğin sözün mahkumusun.” Bu cümle, insanın dil ile kurduğu en kadim trajedilerden birini anlatır. Çünkü insan çoğu zaman sustuğunda güçlü, konuştuğunda ise savunmasızdır.
Bir söz, ok gibi yaydan çıktı mı geri dönmez. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Nice dostluklar bir cümlenin keskinliğinde parçalanmış, nice savaşlar birkaç kibirli kelimenin gölgesinde başlamıştır. İnsan bazen susmayı korkaklık sanır. Oysa bazı sessizlikler, en yüksek bilgeliktir. Rumi’nin dediği gibi: “Söz ağzından çıkana kadar senin esirindir; ağzından çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.” Çünkü söylenen her söz, insanın karakterinden bir parçayı dışarıya taşır. Dil, ruhun tercümanıdır. Ve insan çoğu zaman kendini en çok konuşurken ele verir.
Modern çağın en büyük trajedilerinden biri de budur aslında. İnsanlar düşünmeden konuşuyor, hissetmeden yazıyor, anlamadan hüküm veriyor. Bir zamanlar mektupların günlerce düşünüldüğü bir dünyadan, saniyeler içinde öfke kusulan bir çağa geldik. Artık kelimeler ağırlığını kaybettiği için insanlar da derinliğini kaybediyor. Oysa eski filozoflar suskunluğu bir erdem sayardı. Sokrates, konuşmadan önce üç kapıdan geçmeyi öğütlerdi: “Doğru mu? Gerekli mi? Nazik mi?” Bugün ise çoğu insan bu kapıları kırarak konuşuyor.
Edebiyatın büyük kahramanları da çoğu zaman kelimelerle yenilmiştir. Hamlet’in trajedisi kararsızlığından çok, düşüncelerinin ağırlığını dile dökememesiydi. Dostoyevski karakterleri konuşurken kendi uçurumlarına düşerdi. Kafka’nın kahramanları ise tam tersine, söyleyemedikleri sözlerin içinde boğulurdu. Çünkü insanın kaderi çoğu zaman dilinin ucunda yaşar. Bir “seviyorum” hayat kurtarabilir; bir “git” bir ömrü yıkabilir. Kelimeler görünmezdir ama etkileri taş kadar gerçektir.
Belki de bu yüzden bilgelik, çok konuşmakta değil; hangi sözü ne zaman söylemeyeceğini bilmektedir. Her doğru her yerde söylenmez. Her düşünce dile değmek zorunda değildir. İnsan bazen sustuğu için değil, gereksiz yere konuştuğu için pişman olur. Çünkü suskunluk geri alınabilir ama söz hafızada yankılanmaya devam eder. Kırılan bir kalp yıllar sonra bile bir cümleyi hatırlar.
Ve nihayet insan şunu anlar: Dil, yalnızca iletişim aracı değildir; aynı zamanda kader aracıdır. Ağzımızdan çıkan her söz, biraz geleceğimizi inşa eder. Bu yüzden olgun insan, kelimelerini rastgele harcamaz. Çünkü bilir ki bazen bir cümle insanı vezir eder, bazen de ömür boyu kendi sözlerinin mahkumu yapar…

Yorum bırakın