Cennet ve Cehennem…

Toplumda yaygın olarak dile getirilen bir inanç vardır: “Müslüman günahkar da olsa Cehennemde günahı kadar kalır, sonra oradan çıkarılıp Cennete konulur.” Bu ifade çoğu zaman kesin ve tartışmasız bir dini gerçek gibi sunulur. Ancak bu iddianın kaynağı sorgulandığında, Kuran’da bu şekilde açık bir hükmün yer almadığı görülür. Bu nedenle meseleye duygularla ya da alışılmış kabullerle değil, doğrudan Kuran’ın ortaya koyduğu ilkelerle yaklaşmak gerekir.

Kuran’a bakıldığında kurtuluşun sadece bir kimlik veya isimle değil, iman ve amelle birlikte ele alındığı açıkça görülür. “İman edip salih amel işleyenler, işte onlar Cennet ehlidir” (Bakara Suresi: 82) ayeti bu gerçeği net biçimde ortaya koyar. Aynı şekilde herkesin yaptığının karşılığını eksiksiz göreceği de vurgulanır: “Kim zerre kadar hayır yaparsa onu görür, kim zerre kadar şer yaparsa onu görür” (Zilzâl Suresi: 7-8) Bu ayetlerde dikkat çeken nokta, insanların akıbetinin otomatik bir kimliğe göre değil, yaptıklarıyla belirleneceğidir.

Kuran’da cehennemle ilgili anlatımlarda bazı kimselerin orada ebedi kalacağı açıkça ifade edilir. “İnkar edenler ve zulmedenler… onlar orada ebedi kalacaklardır” (Nisâ Suresi: 168-169.) ayeti bunun örneklerinden biridir. Ancak “günahkar müminlerin mutlaka bir süre sonra cehennemden çıkarılacağı” şeklinde kesin bir ifade Kuran’da yer almaz. Aksine Kuran, insanların kendi kuruntularına kapılmaması gerektiğini vurgular: “Bu sizin kuruntularınız da değildir, Ehl-i Kitap’ın kuruntuları da değildir. Kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır” (Nisa Suresi: 123) Bu ayet, “nasıl olsa sonunda kurtulurum” anlayışını açıkça reddeder.

Şefaat konusu da bu meselede sıkça gündeme getirilir. Ancak Kuran’da şefaat, insanların zannettiği gibi sınırsız ve garanti bir kurtuluş kapısı olarak sunulmaz. “O gün Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez” (Tâhâ Suresi: 109) buyurularak şefaatin tamamen Allah’ın iznine bağlı olduğu bildirilir. Yine “Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler için izin vermesinden sonra ancak şefaat fayda verir” (Necm Suresi: 26) ayeti, bu konunun insanın kontrolünde olmadığını açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla kimlerin bundan yararlanacağı kesin olarak bilinemeyeceği için, bunu garanti bir çıkış yolu gibi görmek doğru değildir.

Kuran’ın kesin bir şekilde umut verdiği yol ise tevbedir. “Ey kendi nefisleri aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar” (Zümer Suresi: 53) ayeti, Allah’ın rahmetinin büyüklüğünü gösterir. Ancak bu bağışlanma, kişinin hayattayken samimi bir şekilde Allah’a yönelmesiyle ilgilidir. Ölümden sonra otomatik bir kurtuluş beklentisi Kuran’da açık bir şekilde yer almaz.

“Müslüman günahı kadar Cehennemde kalır, sonra mutlaka Cennete girer” şeklindeki kesin ve genel bir hüküm Kuran’da bulunmamaktadır. Cennet ve Cehennem sonsuzdur. “Biraz yanıp çıkacağız” demek gafilliktir! Kuran, insanı böyle bir güven duygusuna sevk etmek yerine, sorumluluk bilinciyle yaşamaya çağırır. Kurtuluş; iman, salih amel, samimi tevbe ve Allah’ın rahmeti ile mümkündür. Bu nedenle müminin tavrı, kendini garantiye almak değil; korku ve ümit arasında, bilinçli ve sorumlu bir hayat sürmek olmalıdır…

Yorum bırakın