İnsan, dünyaya geldiği andan itibaren öğrenmeye mahkumdur. Gözlerini açtığı ilk andan son nefesine kadar bir şeyler öğrenir, bir şeyler unutur, bazı hakikatleri yeniden keşfeder. Fakat her öğreniş insanı olgunlaştırmaz. Bilgi çoğaldıkça hikmet artmıyorsa, insanın ruhu büyümüyor demektir. Çünkü insanı insan yapan yalnızca bildikleri değil, bildikleriyle ne yaptığıdır.
Bugün her tarafta okullar, kurslar, üniversiteler vardır. İnsanlar sayısız bilgiye birkaç saniye içinde ulaşabilmektedir. Ancak bütün bu bilgi selinin içinde kaybolan bir şey vardır: insanın kendisi. İnsan, gökyüzündeki yıldızların uzaklığını hesaplayabilmekte, okyanusların derinliklerini ölçebilmekte, hücrenin içindeki sırları çözebilmektedir. Fakat çoğu zaman kendi ruhunun derinliğine inmeyi başaramamaktadır. Kendisini tanımayan bir insanın dünyayı tanıması ne kadar anlamlıdır?
İşte bu yüzden bize bir insan mektebi lazımdır. Öyle bir mektep ki insanı yalnızca meslek sahibi yapmasın; aynı zamanda vicdan sahibi yapsın. Elleri kadar kalbini de eğitsin. Akla verdiği değeri merhamete de versin. Çünkü insanı yükselten yalnızca zeka değildir; ahlaktır, edeptir, hayadır, merhamettir…
Böyle bir mektepte başarı, yalnızca sınavlardan alınan notlarla ölçülmez. Bir yetimin başını okşamak da başarıdır. Bir yaşlının yükünü taşımak da başarıdır. Doğruyu söylemek uğruna menfaatinden vazgeçmek de başarıdır. Çünkü hayatın gerçek imtihanları, sınıflarda değil vicdanlarda yapılır. İnsan bazen tek bir davranışıyla bütün kitaplardan daha büyük bir ders verebilir.
İnsan mektebi, bireye her hareketinin ahlaki bir anlam taşıdığını öğretmelidir. Yeryüzünde atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün ve yapılan hiçbir davranışın boş olmadığını hatırlatmalıdır. Çünkü insan yalnızca yaşayan bir varlık değildir; aynı zamanda sorumluluk taşıyan bir varlıktır. Her davranış, karakterimizin tuğlalarından birini oluşturur. İyilikler bizi inşa ederken kötülükler bizi içten içe yıpratır.
Bu mektepte gençler, yalnızca kendi hayat hikâyelerini değil, milletlerinin hikayesini de öğrenmelidir. Geçmişini bilmeyen insan, köksüz bir ağaca benzer. Köklerinden kopan ağaç nasıl ilk fırtınada devrilirse, tarihinden uzaklaşan toplumlar da ilk sarsıntıda yönlerini kaybederler. İnsan kendi milletinin sevinçlerini, acılarını, zaferlerini ve fedakarlıklarını öğrendikçe yalnız olmadığını anlar. Kendisini büyük bir yürüyüşün devamı olarak görmeye başlar.
Fakat bütün bunların da ötesinde insan mektebi, insana Rabbinin huzurunda yaşadığını hissettirmelidir. Çünkü insanın yalnız olduğu bir an yoktur. Kalabalıkların içinde de olsa, karanlık bir odada tek başına da olsa, vicdanının derinliklerinde ilahi bir çağrı vardır. Bu çağrıyı duyan insan kötülükten utanır, iyiliğe yönelir ve hayatına anlam kazandırır. Allah’ın huzurunda yaşadığını bilen bir kalp, yalnız kanunlardan değil, vicdanından da korkar.
Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı budur: daha fazla bilgi değil, daha fazla insanlık. Daha yüksek binalar değil, daha yüksek karakterler. Daha güçlü makineler değil, daha güçlü vicdanlar. Çünkü insanlık ancak insan yetiştirerek yükselebilir. İnsan yetiştirmeyen medeniyetler, ne kadar zengin olurlarsa olsunlar, içten içe çürümeye mahkumdurlar.
Gerçek mektep, insanın kendi ruhunu keşfettiği yerdir. Gerçek eğitim, insanın kendisini tanıdığı yolculuktur. Ve gerçek başarı, insanın dünyayı fethetmesinden önce kendi nefsini terbiye edebilmesidir. Çünkü dünyada kazanılabilecek en büyük zafer, insanın kendi içinde kazandığı zaferdir…

Yorum bırakın