Güvenilirliğin Önemi…

Bir insanın sahip olduğu servet elinden gidebilir, makamı sona erebilir, sağlığı bozulabilir veya gücü tükenebilir. Bunların her biri zamanla yeniden kazanılabilecek yahut sabırla telafi edilebilecek kayıplardır. Fakat bir Müslümanın güvenilir insan olma vasfını kaybetmesi, yalnızca bir karakter zaafı değil, aynı zamanda imanının hayata yansıyan en önemli meyvelerinden birini yitirmesi anlamına gelir. Çünkü İslam, sadece inanmayı değil, güven vermeyi de emreder. Mümin, sözünde durduğu, emanete riayet ettiği ve doğruluktan ayrılmadığı ölçüde Müslümandır.

Allah Kuran’da şöyle buyurur: “Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa Suresi: 58. Ayet) Bu ayet, emanet kavramını yalnızca maddi eşyalarla sınırlamaz. Söz, sorumluluk, görev, aile, dostluk ve hatta insanların bize duyduğu güven de birer emanettir. Güvenilir insan, kendisine bırakılan emaneti koruyan insandır. Güvenilmez insan ise emanetin kıymetini bilmeyen kişidir.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) henüz peygamberlik verilmeden önce Mekke halkı tarafından “El-Emin” yani “Güvenilir İnsan” olarak tanınıyordu. İnsanlar onun inancını paylaşmasalar bile dürüstlüğüne, ahlakına ve sözünün doğruluğuna güveniyorlardı. Düşmanları bile ona emanet bırakıyor, verdiği sözü tutacağından şüphe etmiyorlardı. Demek ki güvenilirlik, davetin ve tebliğin de temelidir. İnsanların güvenmediği bir kimsenin sözleri ne kadar doğru olursa olsun kalplerde karşılık bulmakta zorlanır.

Peygamber efendimiz bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine emanet edildiğinde hıyanet eder.” (Buhari, Müslim) Bu hadis, güvenilirliğin ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dikkat edilirse burada sayılan özellikler ibadet eksiklikleri değil, ahlak ve güven eksiklikleridir. Çünkü insanları birbirine bağlayan şey sadece ortak menfaatler değil, güven duygusudur.

Bugün Müslümanların yaşadığı birçok sosyal problemin temelinde de güven kaybı bulunmaktadır. Ticarette dürüst davranmamak, verilen sözü tutmamak, emanete sahip çıkmamak, dedikodu ve iftiraya başvurmak, insanların güvenini sarsmaktadır. Oysa İslam medeniyetini büyüten şey, ordularından önce ahlakı ve güvenilir insanları olmuştur. Tarihte nice toplumlar Müslüman tüccarların dürüstlüğünden etkilenerek İslam ile tanışmıştır.

Güvenilirlik, namazdan sonra gelen bir fazilet değil; namazın insanda meydana getirmesi gereken ahlaki sonuçlardan biridir. İnsan secde ettiği kadar doğru konuşmalı, Kuran okuduğu kadar emanete sahip çıkmalı, dua ettiği kadar verdiği sözü yerine getirmelidir. Çünkü güven kaybolduğunda dostluklar yıkılır, aileler dağılır, ticaret bozulur ve toplum çürümeye başlar.

Bu sebeple bir Müslüman güvenilir insan olma özelliğini kaybetmişse başka bir şeyini kaybetmesine gerek yoktur. Çünkü güven, ahlakın özüdür; ahlak ise imanın meyvesidir. Güvenilirlik kaybolduğunda geriye şeklen var olan fakat ruhunu kaybetmiş bir dindarlık kalma tehlikesi doğar. Mümin, insanların yanında malını değil güvenini artırmaya çalışmalıdır. Zira dünyada insanların gönlünde yer edinmenin, ahirette ise Allah’ın rızasına kavuşmanın yollarından biri, emin bir insan olarak yaşamaktır.

Bir Cevap Yazın