“Haçlıların en büyük zaferi tarih kitaplarımızdır.” Cemil Meriç’e ait olduğu bilinen bu söz ilk duyulduğunda abartılı gibi gelebilir. Ancak biraz durup düşününce insan şu soruyu sormadan edemez: Bir milleti yenmenin en kolay yolu nedir? Topraklarını işgal etmek mi, ordularını dağıtmak mı, şehirlerini yıkmak mı? Hayır. Bir milleti asıl yenmek, onun hafızasını ele geçirmektir. Çünkü hafızasını kaybeden toplum, kim olduğunu unutur; kim olduğunu unutan toplum ise başkalarının ona biçtiği kimlikle yaşamaya başlar.
Tarih, çoğu zaman bize anlatıldığı gibi tarafsız bir kayıt defteri değildir. Tarih, büyük ölçüde kalemi elinde tutanların yorumudur. Savaşları kazananlar sadece toprakları değil, anlatıları da fethederler. Bu yüzden tarih boyunca nice kahraman hain, nice hain kahraman olarak gösterilmiş; nice zaferler küçültülmüş, nice mağlubiyetler büyütülmüştür. Bir millet kendi geçmişini düşmanlarının gözlüğüyle okumaya başladığında, aslında kendi kendisine yabancılaşmaya başlar.
Bugün birçok İslam toplumunun yaşadığı kimlik bunalımının temelinde de bu tarih meselesi bulunmaktadır. Çocuklarımıza öğretilen tarih, çoğu zaman kendi medeniyetimizin ruhunu anlamaktan uzaktır. Kendi büyüklerimizi tanımadan başkalarının kahramanlarını ezberliyor, kendi medeniyetimizin başarılarını öğrenmeden onun eksiklerini dinliyoruz. Elbette tarih romantik bir övgü kitabı da olmamalıdır; ancak sürekli suçlu, geri kalmış ve başarısız gösterilen bir geçmiş anlayışı da hakikate hizmet etmez.
Kuran geçmiş kavimlerin kıssalarını anlatırken insanı düşünmeye çağırır: “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar?” (Rum, 9). Bu ayet bize hazır kalıpları ezberlemeyi değil, araştırmayı ve ibret almayı öğretmektedir. Hakikati arayan insan, kendisine sunulan bilgiyi sorgular; onu mutlak doğru kabul etmez.
Tarih yeniden yazılmalıdır derken kastedilen şey, gerçekleri değiştirmek değildir. Aksine gerçeklere daha fazla yaklaşmaktır. Arşivlerin yeniden okunması, farklı kaynakların karşılaştırılması, susturulmuş seslerin dinlenmesi ve olayların tek bir merkezden değil, çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerekir. Çünkü hakikat, çoğu zaman resmi anlatıların dışında da yaşamaya devam eder.
Bir millet için en büyük tehlike geçmişini unutmak değil, geçmişini yanlış öğrenmektir. Unutulan tarih zamanla araştırılabilir; fakat yanlış öğretilen tarih nesiller boyunca zihinleri esir alır. İşte bu yüzden tarih kitapları sadece bilgi veren metinler değil, aynı zamanda bir medeniyetin hafızasını şekillendiren araçlardır.
Bugün bize düşen görev, ne geçmişi kutsamak ne de geçmişten utanmaktır. Bize düşen görev, hakikatin peşine düşmektir. Eğer tarih gerçekten galiplerin yazdığı bir metinse, onu yeniden okumak ve yeniden değerlendirmek zorundayız. Çünkü kendi tarihini başkalarının kaleminden öğrenen milletler, sonunda kendi geleceklerini de başkalarının iradesine teslim ederler. Bir medeniyetin yeniden dirilişi, önce hafızasının yeniden inşasıyla başlar. Hafızasını bulan millet ise yeniden ayağa kalkmayı başarır.

Bir Cevap Yazın