Mekke’nin kuzeydoğusunda, Nur Dağı’nın zirvesine gizlenmiş mütevazı bir mağara… Hira, dışarıdan bakıldığında sade ve küçük bir taş oyuk gibi görünebilir. Ancak bu mağara, insanlık tarihinin en büyük devrimlerinden birine sahne oldu. Burada, yalnız bir insanın tefekkürleri, bütün bir medeniyetin temel taşlarını oluşturdu. Burada, sessizlik yankılandı, vahyin sesi duyuldu ve bir mağaradan tüm dünyaya açılan bir kapı aralandı.
Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem, her yıl Ramazan ayında bu mağaraya çekilir, günlerce burada kalır, tefekkür ederdi. O, insanların putperestliğe saplandığı, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü, adaletin unutulduğu, vicdanın susturulduğu bir çağda, hakikati arayan bir kalbin sahibiydi. Dünya, zulmün karanlığına gömülmüşken “O”, Hira’nın sessizliğinde aydınlığa yol arıyordu. Ve nihayet, bir gece, bu mağarada, insanlık tarihini değiştiren o kutlu an yaşandı.
Meleklerin komutanı olan Cebrail, Hira’nın dar ve mütevazı duvarları arasında göründü. Bütün kainatı titreten o ilahi ses yankılandı: “Oku! Yaradan Rabbinin Adıyla Oku!” Bu bir emirdi, bir davetti, bir inkılaptı. Okuma yazma bilmeyen bir insana yöneltilmişti ama aslında bütün insanlığa çağrıydı. Bu cümle, medeniyetleri şekillendirecek, insan düşüncesini kökten değiştirecek bir serüvenin başlangıcıydı. Hira’dan doğan bu nur, Arabistan çöllerini aydınlatmakla kalmadı; bütün dünyaya yayıldı. İlim, huzur ve adaletin temelleri burada atıldı. İnsanlık, Hira’nın sessizliğinden yükselen kelimelerle ayağa kalktı.
O gece Hira’da başlayan kıvılcım, kısa sürede bir ışık seline dönüştü. Yetim bir çocuğun önderliğinde, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir başarıya imza atıldı. Putlar yıkıldı, kız çocukları yaşama ve miras hakkına nail oldu, cehalet dağıldı, adalet hakim oldu. Güçlülerin zayıfları ezdiği düzen yerle bir edildi! İnsanın değeri, kalbindeki iman ve aklındaki hikmet ile ölçülmeye başlandı. Hira Mağarası sadece bir taş oyuk değil; insanlığın yeniden dirilişinin simgesidir. O mağara, bir adamı peygamber, bir ümmeti millet, bir toplumu medeniyet haline getiren sırrın mekanıdır. Bugün her ilim öğrenildiğinde, her zulüm karşısında adalet savunulduğunda, her yetim korunduğunda, her mazlumun sesi yükseldiğinde Hira Mağarası’nın ruhu yaşamaya devam etmektedir. Çünkü Hira, bir mağara değil, insanın hak ettiği şerefe ve saygıya duyulan bir başlangıçtır…

Yorum bırakın