Hayat, gözü doymaz arzuların, büyük konuşmaların ve başkalarını küçümseyen yargıların hesabını eninde sonunda sorar. Zamanla gördük ki, bir insanın ayağına bakmadan ayakkabısıyla alay edenler bir gün yalınayak kalabiliyor. Kınayanlar, küçümseyenler, “Ben asla…” diyenler; hayatın öğretmenliğinde en ağır dersleri alanlar oluyor. Çünkü Allah, haddini bilmeyeni önce susturur, sonra sınar, en sonunda da terbiye eder.
İnsanoğlu, çoğu zaman başına gelmeyen acılara karşı haddinden fazla cesur olur. “Ben olsam böyle yapmazdım”, “Ben asla o duruma düşmem” diyenler, gün gelir aynı sınavda ter döker. Büyük konuşmak, kaderin dikkatini çeker. Ve kader, bir gün seni o konuştuğun sınavın tam ortasına koyarak susturur.
Kendi hayatlarımızda da çevremizde de bunun örneklerini çok gördük. Birini borcundan dolayı ayıplayan birinin bir süre sonra geçim derdine düşmesi… Ahlaki bir zaafı olanı yargılayan birinin benzer bir durumla yüzleşmesi… Büyük konuşmalar, insanın önce egosunu şişirir, sonra da hayat onu patlatır.
Eskiler boşuna dememiş: “Kınadığını yaşamadan ölmezsin.” Çünkü kınamak, insanın hem kibirle hem de cehaletle kurduğu bir tuzaktır. Bir insanın hatasını alay konusu yapmak, onu aşağılamak ya da yargılamak aslında kendi içsel sınavına davetiye çıkarmaktır. Hayat adaletlidir; ama bu adalet mahkeme salonlarında değil, yaşanmışlıklarda tecelli eder.
Kınayanlar bir gün benzer yükleri sırtlanırken, daha önce empati gösteren, yargılamayan insanlar iç huzurla yollarına devam eder. Çünkü kibirle değil, anlayışla yaklaşanlar; yargılamak yerine anlamaya çalışanlar hayatın testinden alnının akıyla geçer.
Bir başka gerçek de şudur: Haksızlıkla üzülmüş, kalbi kırılmış, sessizce içine atmış insanların ahı asla yerde kalmaz. Ah, görünmez ama çok güçlü bir duadır. Ah alan, bunu belki o anda fark etmez, ama hayat onun karşısına öyle bir yerde, öyle bir şekilde çıkarır ki, yaptığı zulmün gölgesinden kurtulamaz. Ah, zamanla döner; belki yıllar sonra, belki başka birinden ama aynı hissi yaşatır. Çünkü hayat, herkesin hesabını kendi terazisinde görür. Sessiz kalanların sesi olur, mazlumun duası, zalimin suskunluğuna dönüşür.
İnsan olmak, sadece nefes almak değil; başkalarının sınavlarına saygı göstermek, kendi hayatının öğretmeni olmakla mümkündür. Büyük konuşmaktan, kınamaktan, alay etmekten uzak durmak; hayatta yürürken başkasına çelme takmamak gerekir. Çünkü hayat öyledir ki, bugün güldüğün şey, yarın gözyaşına dönüşebilir.
O yüzden en iyisi şudur: Haddini bil, kalbini kirletme, dilini yargıdan arındır. Çünkü kaderin adaleti ağır işler ama tam isabetle vurur! Konuyla ilgili bir ayette şöyle buyurulur: Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fasıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler onlardır. (Hucurat Suresi: 11. Ayet)
Hayat, kimseye ayrıcalık tanımaz. Ah alanı da, büyük konuşanı da, kınayanı da zamanı geldiğinde terbiye eder. Çünkü bu dünya bir imtihan yeridir; sınavın kiminle, neyle ve ne zaman geleceği bilinmez. Ancak bir hakikat vardır ki, Allah adildir ve adaleti şaşmaz.
Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Bir kimse, bir başkasını yaptığı bir şeyden dolayı ayıplarsa, aynı şeyi yapmadan ölmez.” (Tirmizi, Kıyamet 53)
Kardeşim, ne kadar mütevazı yaşarsan, o kadar az yara alırsın. Ve unutma, hayat, herkese eninde sonunda hak ettiğini verir. Ama sabırla, ama zamanla…!

Cengiz için bir cevap yazın Cevabı iptal et