Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve en uzun süre seçimsiz iktidarda kalan partisi olarak, ülkenin batılılaşma sürecinde tartışmasız bir rol üstlendi. Ancak özellikle son yıllarda bazı tarihçiler ve araştırmacılar, CHP’nin kuruluş süreci ve Atatürk’ün bu partideki rolü hakkında farklı bir pencere açarak, CHP’nin aslında bir İngiliz projesi olduğu gündeme taşınmaktadır. Bu makalede, bu iddianın kaynakları, dayanakları ve tarihsel bağlamı ele alınacak; okuyucuya bu düşüncenin nasıl doğduğunu ve hangi noktalara yaslandığını göstermek amaçlanacaktır.
1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alandaki kuruluş belgesi olarak kabul edilir. Ancak antlaşmanın detaylarına bakıldığında, Sevr kadar ağır olmasa da, İngilizler başta olmak üzere Batı’nın çıkarlarını güvence altına alan birçok madde içermektedir. Osmanlı borçlarının kabulü, kapitülasyonlara benzer ekonomik tavizler, Musul gibi hayati öneme sahip toprakların kaybı, Lozan’ı eleştiren kesimlerce bir “üstü kapalı teslimiyet” olarak yorumlanır. Bu bağlamda, Türkiye’nin yeni rotasının İngilizler tarafından çizildiği ve bunun uygulayıcısı olarak CHP’nin kurulduğu düşünülmektedir.
1924’te halifeliğin kaldırılması, Batılılaşma sürecinin en kritik adımlarından biri olmuştur. Bu kararın, İngiliz istihbaratının yoğun isteğiyle alındığına dair bazı belgeler ve istihbarat raporları, İngiltere’nin İslam dünyasındaki otoriteyi dağıtmak için halifeliği hedef aldığını göstermektedir. Bu sürecin Türkiye’deki uygulayıcısı CHP olmuştur. Haklı olarak bazı tarihçiler, bu hamlenin aslında Türkiye’yi Batı’ya daha bağımlı kılmak adına bir proje olduğunu ve Atatürk’ün bu projeyi bizzat yönettiğini savunur.
CHP’nin kuruluş döneminde etkin olan bazı isimlerin mason locası üyesi olması da sık sık gündeme getirilen bir başka argümandır. Fethi Okyar, İsmet İnönü ve hatta bazı iddialara göre Atatürk’ün de bu yapılara yakın olduğu ileri sürülmektedir. Mason localarının 1920’ler ve 1930’lardaki etkisi, Batı ile entegre bir toplum üretme amacıyla Türkiye’de etkinleştirilen sosyal mühendislik faaliyetlerinde rol almıştır. CHP’nin seküler reformlarının bu yapıların etkisiyle şekillendiği görülmektedir.
CHP’nin halkçılık ilkesi, teoride halkın çıkarlarını önceleyen bir duruş olarak lanse edilse de, pratiğe bakıldığında birçok inkılap yukarıdan aşağıya, halkın rızası alınmadan, hatta çoğu zaman baskıyla uygulanmıştır. O dönemdeki idamlar da bunu net olarak ortaya koymaktadır. Latin harflerinin kabulü, kıyafet inkılabı, tekkelerin kapatılması gibi uygulamalar, geniş halk kitlelerinde ciddi tepki oluşturmuştur. Bu da partinin “halkçı” değil, belirli bir elitin projesi olduğunu ortaya koymuştur.
Bazı İngiliz diplomatların Atatürk için kullandığı olumlu ifadeler, onun Batı’nın çıkarlarına uygun bir lider olduğu izlenimini üretmiştir. Lord Curzon’un Lozan’da Atatürk’le ilgili sarf ettiği bazı sözler ve İngiltere’nin yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı hızlı diplomatik adaptasyonu, bu düşünceyi destekleyen belgeler arasında gösterilir.
“CHP bir İngiliz projesidir” iddiası, belki de gerçek tarihin yüzeyine çıkmamış karanlık noktalarına ışık tutma çabasıdır. Zira tarih, her zaman galiplerin değil; belgelerin, olayların ve bağlantıların izinde yeniden yorumlanması gereken bir süreçtir. CHP’nin kuruluş felsefesi, Atatürk’ün niyetleri ve dönemin uluslararası dengeleri yeniden değerlendirilmeden bu iddiayı tamamen reddetmek, en az onu sorgusuz kabul etmek kadar eksik bir tutum olacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yılı aşkın bir süredir bu topraklarda siyaset yapıyor. En azından görünürde. Çünkü dikkatli bakan gözler için CHP, hiçbir zaman bu toprakların partisi olmadı. Ne kuruluşunda ne de bugün. Dün İngilizlerin gözüyle ülkeye şekil vermeye çalışıyordu, bugün aynı gözlüğün sadece markası değişti. Olay bu kadar basit.
Kendilerine “sol” diyorlar ama Batı’nın merkez sağından bile daha Batıcılar. Avrupa Birliği kapısında yıllardır “bizi alın” diye el pençe divan duruyorlar. Ne zaman bir dış politika meselesi olsa, önce Londra’ya, sonra Brüksel’e, sonra da Washington’a dönüp, “Siz ne dersiniz efendim?” modundalar. Bağımsızlık mı? O kelime sadece Nutuk’ta geçiyor artık. Gerçekte bağımsız olan tek şey, sosyal medya hesapları. Onları da paralı trolleri yönetiyor zaten.
Eskiden İngilizler Osmanlı’ya birini atarlardı, Padişah da “hay hay” derdi. Şimdi CHP’ye bir görev veriliyor, “iktidar gibi davran ama iktidar olma.” Altılı Masa mı dediniz? Masayı kuranlar belliydi, ama masa başındakiler ne olup bittiğini hala anlayamadı. Herkesin birbirine baktığı ama bir türlü karar verilemeyen bir İngiliz bulmacası gibiydi. Sonunda puzzle’ı yine Londra tamamladı: “Kazanmayacak adayla seçime gidin.” Denileni yaptılar.
CHP’nin dili Türkçe, ama aklı Batı patentli. LGBT dayatmalarından eğitim politikalarına, ekonomi reçetelerinden kültürel projelere kadar her şey ithal. Parti programını okusanız zannedersiniz ki Londra’daki bir STK’nın tanıtım broşürü. “Kürt sorunu”, “Alevi açılımı”, “toplum sözleşmesi”, “hak temelli siyaset”… bunlar mı bu toprakların dili? Yoksa İngiliz düşünce kuruluşlarının fonladığı akademik jargona mı kapıldınız yine?
CHP, kendi adayını bile İngiliz aklına danışmadan belirleyemiyor. “Demirtaş’a selam gönderelim mi?”, “Kandil’le arayı açık mı tutalım?”, “İstanbul Sözleşmesi’ni getirelim mi?”… Hepsinin arkasında, fonlanan medya, fonlanan STK’lar ve fonlanan beyinler var. İngilizler eskiden ajan gönderirdi, şimdi sadece fikir gönderiyorlar, o da yetiyor.
Bazıları hala “Atatürk’ün partisi” diye avunuyor. Ne Atatürk kalmış ortada, ne partisi. Meclis’te yapılan konuşmalarda Atatürk’ün adı geçmiyor ama Londra merkezli raporlara referanslar havada uçuşuyor. CHP’nin bugünkü halini görse, Atatürk bile kendi Nutuk’unu yırtardı. Laiklik maskesiyle toplumun inanç damarlarını kesmeye çalışmak, halktan kopuk elitist bir siyaset diliyle köy kahvesinde siyaset anlatmaya çalışmak… Bunlar mı Atatürk’ün mirası?
CHP, kurulduğu günden beri hep birilerine “şirin” görünmeye çalıştı. Önce İngilizlere, sonra Fransızlara, şimdi de AB’ye. Yerli ve milli olmak zor gelir onlara. Çünkü bu toprakların değerleriyle bağları yoktur, olsa da sadece seçim öncesi hatırlanır. O yüzden CHP, sadece bir siyasi parti değil; yüzyıllık bir İngiliz planının parçası, modern bir görünüme bürünmüş eski bir manda düşüncesidir.
Ve bu millet artık bu oyunu çok iyi biliyor! Aşağıda Atatürk ve sözde savaştığı İngiliz kralı ile olan samimiyetini görmektesiniz!



Yorum bırakın