İslam’da Zorlama Yoktur!

Kuran’ın en temel ilkelerinden biri insanın iradesine saygıdır. Bu ilke, yalnızca inanmayanlar için değil, inananlar için de geçerlidir. Allah şöyle buyurur: “Dinde zorlama yoktur. Gerçek şu ki doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, hiçbir zaman kopmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah Semi’dir (herşeyi işitendir), Alim’dir (hakkıyle bilendir) (Bakara Suresi: 256. Ayet)

Dinde zorlama yoktur.” hükmünü herhangi bir sınıfa tahsis etmez. Ayet, insan olmanın gereği olan özgür iradeyi esas alır. İman, baskıyla değil bilinçle anlam kazanır. Zorlama ile yapılan bir tercih, iman olmaktan çıkar; geriye sadece korku ve riya kalır. Nitekim Kuran, Peygamber’e bile insanları iman etmeye zorlayamayacağını hatırlatır: “Sen insanları iman etmeleri için zorlayacak mısın?” (Yunus Suresi: 99. Ayet) Hakikat apaçıktır; kabul etmek de reddetmek de insanın kendi sorumluluğundadır.

Bu nedenle “zorlama sadece kâfire yoktur, Müslümana vardır” anlayışı Kuran’ın ruhuna bütünüyle aykırıdır. Kuran, iman edenlere hitap ederken bile tehditkar bir dil kullanmaz; düşünmeye, anlamaya ve bilinçlenmeye çağırır. “Hak Rabbinizdendir; dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” (Kehf Suresi: 29. Ayet) Bu ayet, iradenin dokunulmazlığını açıkça ortaya koyar. İman, Allah ile kul arasında kurulan bir bağdır; bu bağa üçüncü bir elin zorla girmesi zulümdür.

İbadet de aynı ilkeye tabidir. Zorla kıldırılan namaz, zorla tutturulan oruç, zorla yaptırılan örtünme; bunların hiçbiri Allah katında samimiyet ifade etmez. Peygamber’in “Ameller niyetlere göredir” sözü, ibadetin özünü özetler. Niyetin olmadığı yerde ibadet sadece bedensel bir harekettir. Bu yüzden aile içinde, toplumda ya da devlet eliyle insanlara dini pratikleri zorla yaptırmak, din adına işlenen bir yanlış değil, doğrudan bir haramdır. Kuran, tebliği bile hikmetle ve güzel sözle yapılmasını emreder; “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel yöntemle tartış. Kuşkusuz senin rabbin, yolundan sapanların kim olduğunu en iyi bilendir; O, doğru yolda bulunanları da çok iyi bilir. (Nahl Suresi: 125. Ayet) Kabalık, baskı ve şiddet ise insanları hakikatten uzaklaştırır. Sevgiyle anlatılması gereken bir inancı korkuyla dayatmak, dinin özünü inkar etmektir.

Başörtüsü meselesi de bu bağlamdan bağımsız değildir. Kuran’da örtünmeye dair ayetler, kadının onurunu ve güvenliğini merkeze alır. Daha önce başörtüsü meselesini ele almıştım. Tekrar hatırlatayım; Ayet, bir ceza hükmü koymaz; saçın açık olması halinde dünyada ya da ahirette verilecek bir yaptırımdan söz etmez. Burada ahlaki ve toplumsal bir tavsiye vardır, cezai bir zorunluluk değil. Bu nedenle kimse bir kadına zorla başörtüsü taktıramaz; aynı şekilde zorla çıkarttırma da zulümdür. Her iki tutum da insan iradesine müdahaledir ve Kuran’ın temel ilkesine aykırıdır. Bir kadın başörtülü olsun ya da olmasın, “Ben Müslümanım” diyorsa Müslümandır. Kuran’da başını açan kadının kâfir olacağına, dinden çıkacağına ya da cezalandırılacağına dair tek bir hüküm yoktur. Böyle bir iddia, Kuran’dan değil; kültürden, rivayetlerden ve tarihsel önyargılardan beslenir. Kadını hedef alan bu sert dil, İslam’ın adalet ve merhamet anlayışıyla değil, cahiliye zihniyetinin kalıntılarıyla açıklanabilir. Kuran, bir cana kıymayı en ağır suçlardan biri olarak tanımlar ve haksız yere bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmekle bir tutar: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Maide Suresi: 32. Ayet) İnançsızlık bile şiddetin gerekçesi yapılamazken, başörtüsü gibi bir konuda insanları tekfir etmek ya da ölümle tehdit etmek İslam’la bağdaşmaz.

Allah’ın hüküm koymadığı yerde hüküm koymak, ceza belirlemediği konuda ceza icat etmek, din adına konuşurken Allah’ın sınırlarını aşmak büyük bir tehlikedir. Kuran’da ceza hükümleri gayet açıktır. Zina edene yüz sopa, hırsızın elinin kesilmesi gibi… Zorlama, baskı ve şiddeti dine dayandırmak; Allah’ın adını kullanarak insanlara zulmetmektir. Bu, imanı korumaz; aksine onu kirletir.

Sonuçta Kuran’ın sunduğu din, korkunun değil bilincin; baskının değil özgürlüğün; şiddetin değil merhametin dinidir. İnanç, zorla taşınan bir yük değil, gönüllü olarak omuzlanan bir sorumluluktur. İslam’da ne iman ne ibadet ne de örtünme zorla anlam kazanır. Zorlama başladığı yerde din biter; geriye sadece zulüm kalır!

Yorum bırakın