Modern dünya, kendisini “özgürlük”, “bilim”, “ilerleme” ve “akıl çağı” gibi parlak kavramlarla tanımlamayı sever. Oysa bu parıltılı kelimelerin ardında saklanan gerçek, insanlığın tarih boyunca gördüğü en büyük zihinsel işgallerden biridir. Bu işgalin adı tanklarla, toplarla değil; kavramlarla, ideolojilerle ve zihin mühendisliğiyle yürütülen bir işgaldir. Bu işgalin araçları ise “izm”ler ve “ist”lerdir.
Birbirine zıt gibi görünen ideolojiler dahi, temelde ortak bir zeminde buluşur: sekülerlik. Diğer kavramların tamamı ilahi referansı sistem dışına iter. Bu durum, eleştirel yaklaşımlara göre İslam’ın “Allah merkezli” hayat anlayışının bilinçli biçimde tasfiye edilmesidir. Bu çerçevede “izm”ler, birer alternatif dünya görüşü değil; İslam’ın yerine geçen ikame dinlerdir. Ritüelleri, kutsalları, dogmaları ve “dokunulmaz doğruları” olan bu ideolojiler, modern insanın zihninde vahyin yerini doldurur.
Kapitalizm, sosyalizm, liberalizm, sekülerizm, nasyonalizm, anarşizm, konservatizm, faşizm, popülizm, pozitivizm, materyalizm ve ülkemizin kanayan yarası kemalizm… İsimleri farklı, sloganları farklı, bayrakları farklıdır ama özleri birdir. Hepsi aynı hedefe yönelmiştir: İslam’ı hayattan çıkarmak ve onun yerine insan ürünü sahte dinler yerleştirmek.
İslam, yalnızca bir ibadet sistemi değildir. İslam, hayatın tamamıdır. Ekonomidir, hukuktur, siyasettir, ahlaktır, kimliktir. İslam, insanı kul yapar; kula kulluktan kurtarır. İşte tam da bu yüzden, İslam modern güç sistemleri için en büyük tehdittir. Çünkü İslam’a teslim olan bir insan, ne paraya teslim olur, ne devlete, ne ideolojiye, ne modaya, ne de global güç odaklarına. Bu yüzden İslam’ın doğrudan yok edilmesi her zaman mümkün olmamıştır. Bunun yerine daha sinsi bir yöntem seçilmiştir: İslam’ı doğrudan yasaklamak yerine, alternatif inanç sistemleri koymak. İşte “izm”ler tam olarak budur.
Kapitalizm der ki: Paraya hizmet et. Değerini imanında değil, sahip olduğun servette ara. Ahlakı değil, ne kadar kar edeceğini merkeze koy. Vicdanı değil piyasayı dinle.
Sosyalizm der ki: Sisteme hizmet et. Kurtuluşu Allah’ta değil, kurulan düzende ara. Merhameti vahiyde değil, ideolojik eşitlikte bul.
Liberalizm der ki: Nefsine hizmet et. Sınır tanıma. Helal-haram tanıma. Hakikati değil arzunu ölçü al. Kendini kendi ilahın yap.
Sekülerizm der ki: Allah’ı hayatından çıkar. Onu sadece sembole indir. Hayatını vahiy ile değil, insan yapımı kanunlarla yönet.
Nasyonalizm der ki: Irka hizmet et. Seni tanımlayan iman değil, kandır. Kardeşliğini inançla değil, ırkçılıkla belirle.
Anarşizm der ki: Her türlü otoriteyi reddet. Hiçbir ilahi hükmü kabul etme. Ama sonunda en güçlü olana boyun eğmek zorunda kal.
Konservatizm der ki: Mevcut düzene hizmet et. Hakikati değil alışılmış olanı koru. Adaleti değil, örf ve adetin sürekliliğini savun.
Faşizm der ki: Güce hizmet et. Merhameti zayıflık say. İtaati kutsal yap. Lideri sorgulanamaz hale getir.
Popülizm der ki: Kalabalığa hizmet et. Hakikati değil çoğunluğun sesini takip et. Doğruyu değil alkışı esas al.
Pozitivizm der ki: Sadece gördüğüne inan. Görünmeyeni inkar et. Vahyi değil ölçülebileni gerçek kabul et.
Materyalizm der ki: Maddeye hizmet et. Ruhu inkar et. Anlamı reddet. İnsanı sadece fiziksel ve biyolojik bir varlığa indirge.
Kemalizm der ki: Hakikati vahiyde değil, devletin çizdiği sınırlar içinde ara. Kimliğini imanla değil, sistemin tanımladığı vatandaşlıkla belirle. Dini hayatın merkezinden çıkar, onu kamusal hayattan uzak tut. Rehber olarak Allah’ın hükmünü değil, Atatürk’ün koyduğu ilke ve inkılapları esas al.
Aslında hepsi aynı şeyi fısıldar: “Allah’ı merkeze koyma!” İslam ise tek bir şey der: “Allah’a hizmet et.” Modern ideolojiler, insanı Allah’a kul olmaktan çıkarıp, sistemlere kul yapar. Bankalara kul yapar. Tüketime kul yapar. Devlete kul yapar. Nefse kul yapar. Putların şekli değişmiştir ama putperestlik bitmemiştir. Bugün insanlar taştan putlara tapmıyor olabilir. Ama kağıt paralara, markalara, ideolojilere, modaya, kadına/erkeğe ve güç sistemlerine tapmaktadır. Bu, modern putperestliğin ta kendisidir.
Bu ideolojiler kendiliğinden ortaya çıkmış masum fikirler değildir. Bunlar, dünyayı Allah merkezli olmaktan çıkarıp insan ve güç merkezli hale getiren büyük bir zihinsel dönüşümün ürünüdür. İnsanlığa şu yalanlar söylenmiştir: “Artık vahye ihtiyacınız yok.”, “Artık dini hayatınızdan çıkarabilirsiniz.”, “Artık sizin ilahınız aklınızdır, çıkarınızdır, gücünüzdür.”
Modern ideolojilerin yayılmasını sadece tarihsel veya sosyolojik süreçlerle açıklamanın yetersiz olduğu gayet açıktır. Burada devreye Yahudi kontrollü Siyonizm girer. Etnik veya dini bir kimlikten ziyade, bütün “izm”lerin üreticisi ve İslam karşıtı tüm algı yönetimlerini kontrol eden bir güç olarak yer alır. Siyonizm, insanlığı vahiyden koparan, değerleri görecelileştiren ve tüketim/güç eksenli bir dünya düzeni kuran üst aklın ideolojik taşıyıcısıdır. Bütün “İzm”ler ve “ist”ler Siyonizm’in araçlarıdır; birbirleriyle çatışıyor gibi görünseler bile nihai olarak aynı hedefe hizmet ederler: Allah’sız bir dünya tasavvuru.
Siyonizm, Firavun’un söylediği sözün modern versiyonudur. Ne diyordu Firavun? “Ben sizin en yüce rabbinizim.” Siyonist sistemler ne diyor? “Rabbiniz sistemdir.” Bugün milyonlarca insan, kendisinin özgür olduğunu zannediyor. Oysa hiç olmadığı kadar köledir. Tüketim kölesidir. Sistem kölesidir. Kariyer kölesidir. İdeoloji kölesidir. Ve en trajik olan şudur: İnsanlar kendi prangalarını savunur hale gelmiştir. Siyonizm’in türettiği bütün ideolojilerin gönüllü köleliğini savunup, Allah’ın sistemini “Çağ Dışı” ilan etmişlerdir. Bu Müslüman bir toplum için yenilgi değil; elbette zamanla sökülüp atılacak zihinsel bir işgaldir.
Savaş, sadece mekanik silahlarla değil; manevi kavramlarla yürütülmektedir. İnsanların zihinlerinden Allah çıkarılmış, yerine siyonist ideolojiler konmuştur. İnsanlar artık somut olarak putlara secde etmiyor olabilir ama yine de soyut olarak boyun eğmektedir. İslam insanı sadece Allah’a secde ettirir. Yahudi kontrollü siyonist sistem ise herkese ve her şeye secde ettirir.
Bugün dünyada gördüğümüz şey, basit bir fikir ayrılığı değildir. Bu, iki farklı dünya görüşünün savaşıdır: Bir tarafta Allah, diğer tarafta Tağut vardır. O zaman tağut nedir? Tağut; Allah’ın hükmünün yerine geçen, insanın önüne mutlak otorite olarak konulan her şeydir. Bu bazen bir ideoloji olur, bazen bir sistem, bazen bir lider, bazen bir kanun, bazen de insanın kendi nefsi. Tağut, Allah’ın helal ve haram koyma yetkisini gasbeden ve insanı Allah’a kulluktan uzaklaştırıp başka otoritelere boyun eğmeye çağıran düzendir. Tağutun en büyük gücü zorlaması değil, meşrulaştırılmasıdır; insanlara onu normal, gerekli ve hatta doğru göstermesidir. İnsan tağuta boyun eğdiğinde sadece bir kurala uymuş olmaz; Allah’ın mutlak hükmünün yerine şeytani hükmü koymuş olur. Bu yüzden Kuran, imanın ilk şartlarından birinin sadece Allah’a inanmak değil, aynı zamanda tağutu inkar etmek olduğunu bildirir. Çünkü tağut reddedilmeden, Allah’ın mutlak otoritesi kalpte tam anlamıyla yerleşmez. Allah şöyle buyurur: “Dinde zorlama yoktur. Gerçek şu ki doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır. Artık kim tağutu reddedip Allah’a inanırsa, hiçbir zaman kopmayan sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah Semi’dir (her şeyi işitendir), Alim’dir (hakkıyla bilendir).” (Bakara Suresi: 256. Ayet)
Sonuç olarak mesele sadece bir ideoloji, bir sistem veya bir siyasi yapı meselesi değildir; mesele, insanın kime teslim olacağı meselesidir. Tağut, insanın önüne Allah’ın hükmünün alternatifi olarak dikilen her otoritedir ve siyonizm, bu küresel düzen içinde tağutun en örgütlü, en sistemli ve en etkili tezahürlerinden biri olarak insanlığı vahiyden koparmayı, ilahi ölçüyü hayattan çıkarmayı ve yerine şeytani egemenliği yerleştirmeyi hedefler. Tağutun en büyük gücü zor kullanması değil, meşruiyet kazanması; siyonizmin en büyük başarısı ise insanlara bu düzeni doğal ve kaçınılmaz göstermesidir. Ancak hakikat değişmez: Allah’ın hükmünün karşısında duran her sistem geçicidir ve tağut ne kadar güçlü görünürse görünsün, varlığı ancak insanların ona boyun eğmesiyle devam eder. Toplumsal bir başkaldırı ile yıkılmayacak tağut yoktur! Bu yüzden gerçek kurtuluş, sadece Allah’a iman etmekle değil, aynı zamanda tağutu reddetmekle başlar; çünkü tağut reddedilmeden iman tamamlanmaz. Siyonizmin ve onun kurduğu düzenin zihinsel zincirleri kırılmadan gerçek özgürlük mümkün olmaz. Tağut eli ile putsallaştırılmış ideolojiler köleliktir. Bir tarafta kulluk vardır, diğer tarafta kölelik. Bir tarafta İslam vardır, diğer tarafta tağutun cilalanmış putları İzm’ler ve ist’ler. İslam, insanı tüm sahte efendilerden kurtarıp, yalnızca Allah’a kul yapar. Ve gerçek özgürlük budur… Yüce Rabbimiz Bakara Suresi: 257. ayette şöyle buyurur: “Allah iman edenlerin velisidir (dostu ve destekçisidir). Onları karanlıklardan nura çıkarır. Küfredenlerin velileri ise tağuttur. Onları da aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin ashabıdır-halkıdır, onda ebedi olarak kalacaklardır.” Son olarak, hakikat er ya da geç ortaya çıkar; çünkü tağutun düzeni aldatma üzerine kuruludur, Allah’ın hükmü ise mutlak gerçektir ve kazanan daima hakikate teslim olanlar olacaktır! Hidayet diliyorum…

Yorum bırakın