Sessiz Çığlık: Epstein!

Allah, çocukların ahını yerde bırakmaz! Kuran-ı Kerim’de dikkat çeken bir hakikat vardır: Allah, sapkınlaşmış toplumları anlatırken meselenin finaline çoğu zaman çocukları koyar. Çünkü çocuk, masumiyetin son kalesidir. Bir toplum çocuğa kıyıyorsa, artık zulüm zirveye ulaşmış, vicdan tamamen çürümüştür. İşte tam bu noktada, Kuran kıssalarında ilahi müdahalenin kapısı aralanır. Bu bir tesadüf değildir. Bu, Allah’ın tarih boyunca değişmeyen sünnetidir.

Cahiliye Arap toplumu, “namus” ve “fakirlik” gerekçeleriyle kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyordu. Kuran bu sahneyi özellikle tasvir eder: “Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman…” (Tekvir Suresi: 8–9. Ayetler) Bu ayet, sadece bir vahşeti anlatmaz; insanlığın dibe vurduğu noktayı işaret eder. Ve tam bu karanlığın ardından Allah, insanlık tarihinin en büyük rahmetini göndererek bütün kız çocuklarını kurtarır. Kurtarıcı; Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Zulüm çocuklara yönelince, rahmet kapısı açılır.

Hazreti Musa’nın doğduğu dönemde Firavun, iktidarını korumak için İsrailoğulları’nın erkek çocuklarını öldürme emri verir. Devlet eliyle yürütülen bir çocuk kıyımıdır bu. Bir diktatörün, geleceği çocuklarda görüp onlardan korkmasıdır. Ama Allah’ın planı, Firavun’un planını bozar. Öldürmek istediği çocuklardan biri, onun sarayında büyür. Firavun’un sonunu hazırlayan kurtarıcı Musa, bizzat onun evinde yetişir. Zulüm çocuklara yöneldiğinde, Allah yardımı en beklenmedik yerden gönderir.

Hazreti İbrahim’in, İsmail’i kurban etmeye götürmesi, ilk bakışta bir imtihan gibi görünür. Ama bu kıssa, insanlığın binlerce yıl boyunca yaptığı “cinlere/putlara çocuk kurban etme” zulmüne vurulmuş ilahi bir mühürdür. Allah, kurbanı kabul eder ama çocuğu değil. Tam kurban esnasında O’na bir koç gönderir. Çünkü Allah, çocukların değil niyetlerin kurban edilmesini ister. Bu kıssa, “Allah çocukları korur” mesajının en net ifadesidir.

Tarih boyunca sapkın toplumlar, tanrılarına çocuklar kurban etti. Kimi bolluk için, kimi yağmur için, kimi güç için… Ortak nokta şuydu: Masum kanı üzerinden ilahi güç devşirme sapkınlığı. Kuran’da bu toplumların tamamı ya helak edilmiş ya da tarihten silinmiştir. Çünkü çocuk kanı, Allah katında en ağır suçlardan biridir. Ve bu suç, ilahi adaletin kapısını hızla aralar.

Kuran’da tekrar tekrar vurgulanan bir uyarı vardır: “Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız.”(En‘âm Suresi: 151. Ayet) Bir başka ayet: “Geçim endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onların da sizin de rızkınızı biz veririz.” (İsrâ Suresi: 31. Ayet) Bu ayetler sadece bireysel cinayetleri değil, sistematik çocuk kıyımlarını da kapsar. Bir toplum ekonomik, siyasi veya ideolojik gerekçelerle çocukları feda ediyorsa, artık ilahi ikaz safhası bitmiş, ilahi hesap süreci başlamıştır.

Yakın tarihe geldiğimizde tablo değişmiyor. Filistin’de çocuklar bombaların “yan hasarı” değildir. Onlar doğrudan hedeftir. Enkaz altında kalan bebekler, keskin nişancı kurşunlarıyla vurulan çocuklar, hastane koridorlarında can veren yenidoğanlar… “Sizi Allah’a şikayet edeceğim!” diye haykıran o minik bedeni hatırladınız mı? Sudan’da çocuklar kurşunla değil çoğu zaman açlıkla öldürülüyor. Yardım engelleniyor, şehirler kuşatılıyor. Myanmar’da çocuklar kimliksiz bırakılıyor, köyleri yakılıyor, hayatta kalmaları bile suç sayılıyor. Uygur Türkleri bugün sadece özgürlüklerinden değil, çocukluklarından koparılıyor. Ailelerinden alınan çocuklar, kimliksizleştiriliyor, inançlarından zorla uzaklaştırılıyor. Bu bir kültürel baskı değil; nesil kırımıdır. Kuran buna “nesli yok etmek” der: “Ekinleri ve nesilleri helak etmeye çalışırlar.” (Bakara Suresi: 205. Ayet) Irak’ta Amerika işgaliyle açığa çıkan işkence merkezleri, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti. Çocukların gözleri önünde yapılan aşağılamalar, işkenceler, onurların sistematik biçimde yok edilmesi… Bu, modern çağın Firavuni zulmüdür. Üniforma değişmiştir, yöntem değişmiştir ama zihniyet aynıdır. Suriye’de Esat rejimi, çocukları hapishanelerde işkenceden geçirdi. Canlı canlı pres makinalarında ezilmelerini izlediler vicdansızca. Aç bırakılan, dövülen, katledilen ve zulümden kaçmaya çalışırken can veren, mülteci bedeni sahile vuran çocuklar… Aylan bebekler!

Hepsinin ortak noktası aynı: Çocuklar, savaşın tarafı olmadığı halde en ağır bedeli ödüyor. Bu artık bir “siyasi kriz” değil; gayretullaha dokunan bir zulüm halidir. Çünkü çocukların ölümü, Allah’ın adalet terazisinde sessiz kalınan bir dosya değildir.

Ve modern çağın en karanlık sayfalarından biri: Epstein Adası. Güçlülerin, zenginlerin, elitlerin şeytana tapmak için çocukları sistematik olarak istismar ettiği; tecavüz, işkence ve cinayet görüntülerinin ortaya saçıldığı bir lağım… Bu, modern çağın cahiliyesidir. Putlar değişmiştir ama sapkınlık aynıdır. Eskiden çocuklar putlara/cinlere kurban ediliyordu; bugün şehvete, güce ve iktidara kurban ediliyor. Bu kadar kir, bu kadar zulüm, bu kadar masum kanı… Tarih bize şunu söylüyor: Bu noktadan sonra ilahi yardım gecikmez.

Kuran kıssaları masal değildir. Geçmişte kalmış hikayeler hiç değildir. Onlar, geleceği okuma rehberleridir. Çocuklara kıyılan her toplum, ya ilahi yardımla mazlumların dirilişine sahne olmuş ya da ilahi adaletle yerle bir edilmiştir. Arası yoktur. Bugün çocukların çığlığı göğe yükseliyorsa, bu bir habercidir. Ve Müslüman, bu haberi şöyle okur: Zulüm zirveye çıktığında, Allah’ın yardımı yakındır.

Bu çağın karanlığı ne kadar derin olursa olsun, Allah’ın vaadi daha güçlüdür. Çocuklar üzerinden yürüyen zulüm, tarihte hiçbir zaman kazanan taraf olmamıştır. Bugün Filistin’de, Sudan’da, Myanmar’da ve dünyanın görünmeyen karanlık köşelerinde akan masum kanı, yarının ilahi müdahalesinin habercisi olabilir. Çünkü Kur’an bize şunu öğretir: “Allah, çocukların ahını yerde bırakmaz!” Ve biz inanırız ki; Bu çağın Firavunları da, bu çağın cahiliyesi de, tıpkı öncekiler gibi tarihin çöplüğüne gidecektir!

“Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah’ı habersiz sanma! Şüphesiz ki Allah, onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Suresi: 42. Ayet)

Yorum bırakın