Kuran ve Hadis İlişkisi…

Hadisler olmadan Kuran anlaşılmaz” iddiası, ilk bakışta dini koruma refleksi gibi sunulsa da, Kuran’ın kendi beyanlarıyla açıkça çelişmektedir. Zira Kuran, kendisini insanlara kapalı, şifreli ya da başka bir metin olmadan anlaşılamayan bir kitap olarak değil; bilakis açıklayıcı, anlaşılır ve hidayet rehberi olarak tanımlar. “Bu (Kuran), insanlar için bir açıklamadır, hidayettir ve öğüttür.” (Âl-i İmrân Suresi: 138) ayeti, Kuran’ın doğrudan muhatabı olan insanlara hitap eden, anlaşılması mümkün bir kitap olduğunu ortaya koyar. Eğer Kuran, hadisler olmadan anlaşılamayacak olsaydı, bu durumun bizzat Kuran’da açıkça belirtilmesi gerekirdi. Oysa Kuran, böyle bir bağımlılığı hiçbir yerde dile getirmez.

Kuran kendisini sadece açıklayıcı değil, aynı zamanda detaylandırılmış bir kitap olarak nitelendirir. “Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl Suresi: 89) ayeti, ilahi mesajın eksik bırakılmadığını, temel dini ilkelerin Kuran’da açıklandığını gösterir. Bu noktada “her şeyi” ifadesi, dinin ana çerçevesi, iman esasları, ahlaki ilkeler ve helal-haram ölçüleri bağlamında anlaşılmalıdır. Dolayısıyla Kuran’ı anlamak için zorunlu bir dış kaynak ileri sürmek, bu ayetin açık beyanını fiilen geçersiz kılmak anlamına gelir.

Kuran ayrıca, mesajının anlaşılabilirliğini özellikle vurgular. “Andolsun biz Kuran’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık; düşünen yok mudur?” (Kamer Suresi: 17) ayeti dört kez tekrar edilerek bu vurgu pekiştirilir. Allah’ın “kolaylaştırdık” dediği bir kitabı, insanların “anlaşılmaz” ilan etmesi ciddi bir çelişkidir. Bu yaklaşım, farkında olmadan Kuran’ın Allah tarafından eksik ya da yetersiz indirildiği gibi tehlikeli bir algıya kapı aralar.

Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) görevi bağlamında sıkça dile getirilen “beyan” meselesi de çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Kuran, Peygamber’e hitaben “İnsanlara kendilerine indirileni açıklaman için sana bu kitabı indirdik” (Nahl Suresi: 44) buyurur. Buradaki “açıklama”, Kuran’ın anlam bakımından kapalı olduğu anlamına gelmez; bilakis Kuran’ın hayata nasıl taşınacağının öğretilmesi, yani pratiğe dökülmesi anlamına gelir. Nitekim Kuran, Peygamber’in asli görevinin tebliğ olduğunu açıkça ifade eder: “Resule düşen sadece apaçık tebliğdir.” (Maide Suresi: 92). Tebliğ edilen şey Kuran’dır; Kuran’ın üstünde veya Kuran’ı tashih eden başka bir vahiy kaynağı değildir.

Bu noktada hayati bir ayrım yapılmalıdır: Kuran’ın anlaşılması ile ibadetlerin fiilen nasıl uygulanacağı aynı şey değildir. Kuran, namazı, orucu, zekatı ve haccı emreder; fakat bu ibadetlerin nasıl yapılacağını peygamberin uygulamasına bırakır. Bu nedenle Müslümanlar, ibadetlerin pratik biçimini öğrenme konusunda sünnete muhtaçtır. Ancak bu ihtiyaç, Kuran’ın anlamının hadislere bağımlı olduğu anlamına gelmez. Kuran’ın mesajını kavramak için değil, emredilen ibadetleri doğru şekilde uygulamak için peygamberin örnekliğine ihtiyaç vardır. “Allah’ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb Suresi: 21) ayeti, bu örnekliğin özellikle pratik hayata dair olduğunu gösterir.

Ne var ki bazı şarlatanlar tarafından bu denge bozulmuş; hadisler, Kuran’ı açıklayan bir araç olmaktan çıkarılıp, Kuran’ın önüne geçen bir otorite haline getirilmiştir. Bu sapmanın en tehlikeli tezahürü ise “hadisler Kuran ayetlerini nesh edebilir” iddiasıdır. Bu iddia, basit bir metodoloji hatası değil; doğrudan tevhide aykırı bir söylemdir. Çünkü nesh, hüküm koyma yetkisidir ve hüküm koyma yalnızca Allah’a aittir. “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf Suresi: 40) Allah’ın indirdiği bir ayetin, Allah’tan olmayan bir sözle geçersiz kılınabileceğini iddia etmek, Allah’ın hükmüne ortak koşmaktır. Bu, açıkça bir şirktir. Şirk ise Allah’ın kesinlikle affetmem dediği bir sapıklık halidir. “Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan(şirke giren), kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa Suresi: 116)

Kuran bu konuda son derece nettir: “Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.” (En‘âm Suresi:115) Eğer Allah’ın sözlerini değiştirebilecek, geçersiz kılabilecek veya askıya alabilecek başka bir kaynak kabul edilirse, bu durumda Kuran’ın ilahiliği fiilen reddedilmiş olur. Hadisleri Kuran’ın üstünde konumlandırmak, onları farkında olmadan ya da bilerek ikinci bir vahiy ve ikinci bir ilahi otorite seviyesine çıkarmaktır.

Son olarak Kuran, anlaşılmaz bir kitap değildir; aksine kendisini açıklayan, kolaylaştırılmış ve insanlara rehber olarak indirilmiş ilahi bir hitaptır. Kuran’ı anlamak için hadislere muhtaç olduğumuzu söylemek, Kuran’ın kendi iddiasını boşa düşürür. Buna karşılık ibadetlerin hayata geçirilmesi, yani emrin amel haline gelmesi konusunda peygamberin uygulamasına ihtiyaç olduğu açıktır. Doğru denge budur. Kuran’ın anlamını hadislere mahkum etmek de, hadisleri Kuran’ı nesh eden bir otoriteye dönüştürmek de tevhid çizgisinden sapmadır. Kuran’ın yeri en üsttedir; onun üzerinde hiçbir söz, hiçbir rivayet, hiçbir beşeri aktarım hüküm sahibi olamaz.

Yorum bırakın