İran Meselesi!

İran’ı “İslam ülkesi” olarak tanımlamak, dinin özünü değil devletin kullandığı söylemi merkeze alan yüzeysel bir yaklaşımdır. Çünkü İslam, temelinde adalet, kul hakkı, özgür irade ve ahlaki sorumluluk gibi evrensel ilkeleri barındırır. Oysa İran’daki siyasal yapı, bu ilkeleri bireyin değil devlet otoritesinin çıkarlarına göre yorumlayan katı bir sistem üretmiştir. Bu durum, dinin ruhundan çok ideolojik bir araç olarak kullanıldığı izlenimini doğurmaktadır.

İslam’da yönetim, emanet ve sorumluluk olarak görülürken; İran’da din, sorgulanamaz bir iktidar mekanizmasına dönüştürülmüştür. Farklı mezhep ve inanç gruplarına yönelik baskılar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve muhalefetin din karşıtlığıyla eş tutulması, İslam’ın “zorlamanın olmadığı bir din” anlayışıyla çelişmektedir. Bakara Suresi 256. ayette bildirildiği üzere “Dinde zorlama yoktur.” Bu nedenle İran’da uygulanan sistemin İslami olmaktan çok teokratik ve otoriter bir sistem olduğu aşikardır.

Ayrıca İslam, bireyin vicdanına hitap eden bir inançtır; devlet zoruyla dayatılan bir kimlik değildir. İran’da ise başörtüsünden düşünce beyanına kadar birçok alan, din adına zorunlu kurallarla denetlenmektedir. Bu yaklaşım, inancı samimi bir tercih olmaktan çıkarıp siyasal itaate dönüştürmekte; böylece insanların Allah’a kul olmaktan çok devlete köle olmalarını sağlayarak İslam’ın manevi yönü bastırılmaktadır.

İran halkının büyük çoğunluğu Müslüman olsa bile, devletin din anlayışı ve uygulamaları İslam’ın temel ahlaki ve insani ilkeleriyle örtüşmemektedir. Bu yüzden, İran’ın “Müslüman bir toplum”dan ziyade, dini ideolojiye dönüştüren bir siyasal yapı tarafından yönetildiğini söyleyebiliriz. Dünyaya İslam’ı kötü ve barbar bir din gibi göstermesi de cabası.

İran, tarih boyunca “hep Müslümanlarla savaştı”. İran’ın etrafı yüzyıllardır Sünni Müslüman devletlerle çevrili; hal böyle olunca çatışmalar da onlarla yaşanmış. Mesela Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında hem toprak kavgası var hem de Sünni–Şii siyaseti işin içine giriyor. Bu savaşta tahmini olarak 40-50 bin Müslüman hayatını kaybetti. Modern dönemde de en büyük savaşını Irak’la yaptı ve yaklaşık 1 milyon Müslüman’ın ölümüne sebep oldu. Suriye iç savaşında ise zalim Esad tarafında yer aldı ve bu savaşta 500 binden fazla Müslüman katliamı gerçekleştirildi. İran’ın en büyük amacı Şia yayılmacılığı ve Sünni düşmanlığı. İran, İslam’ın içine sızdırılmış en büyük fitnelerden biridir. Dilerim bir gün “İslam Devleti” sıfatı bu zulümden, İran/Şia zulmünden kurtulur.

Dip Not: Sünni veya başka herhangi bir mezhep ya da cemaat adına yazmıyorum. Ben Müslümanım ve fitnenin son bulması taraftarıyım. Herkes özgürce kendi inancını yaşamalı. Hayat bu yüzden var. Bir sınavdayız ve bu sınavın hesabını ahirette Allah’a verecek insanların, bu dünyayı inançları yüzünden kan gölüne çevirmelerini zalimce ve gereksiz buluyorum.

“Lâ gālibe illallah” (لا غالب إلا الله) “Allah’tan başka galip (üstün) yoktur!”

Yorum bırakın