Tarih boyunca birçok toplum, liderlerini belirlerken resmi eğitim, diploması ve mesleki unvanları önemli ölçütler olarak kabul etmiştir. Ancak İslam tarihinin erken dönemine bakıldığında, başka bir gerçeklik karşımıza çıkar: Resmi eğitim denen şeyin olmadığı bir çağda, İslam’ın ilk nesli Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali ve Hazreti Halid bin Velid gibi isimler olağanüstü bir önderlik sergilemiştir. Onlar ne modern anlamda üniversitelere gittiler, ne de hukuk, siyaset, felsefe veya iktisat eğitimi aldılar. Fakat buna rağmen büyük dönüşümlere öncülük ettiler. Bu durum bize, büyüklüğün diplomanın ötesinde; karakter, iman, adalet duygusu, ahlak ve sorumluluk bilinci gibi daha derin temeller üzerinde yükseldiğini gösterir…
İnançsızları yola getiren Hazreti Ebubekir siyaset okumadı. Ebubekir, İslam tarihinde sadece ilk halife değil, aynı zamanda İslam toplumunu en zor zamanlarda bir arada tutan büyük bir devlet adamıdır. Modern anlamda bir siyaset bilimi eğitimi yoktu; fakat sahip olduğu özellikler onu eşsiz bir lider kıldı:
- Güçlü bir dürüstlük ve güvenilirlik (Sıddık)
- İnsan ilişkilerindeki yumuşaklık ve nezaket
- Ticaret tecrübesinden gelen toplum analizi
- Kriz anlarında sergilediği olağanüstü kararlılık
Ridda Savaşları’ndaki duruşu, Medine’deki otorite boşluğunu hızla dolduruşu ve toplumun dağılmasını engellemesi, onun siyasi zekasının en büyük göstergesidir. Diploması yoktu; fakat büyük bir devlet aklı vardı.
Krallıkları yenen Hazreti Ömer’in hukuktan diploması yoktu. Ömer’in liderliği, tarihte adeta bir adalet abidesi olarak yer etmiştir. O, hiçbir zaman bir hukuk okulunda okumamıştı; fakat İslam hukukunun temel ilkelerini öylesine özümsemişti ki sistemli bir adalet düzeni inşa edebildi. Onun döneminde:
- Divan teşkilatı kuruldu.
- Kadılık sistemi düzenlendi.
- Halkın yöneticileri sorgulama hakkı güçlendirildi.
- Devlet idaresi bölgelere ayrılarak modern anlamda kamu yönetiminin temelleri atıldı.
Üstelik Ömer, yalnızca içeride düzen kuran bir lider değildi; Sasani İmparatorluğu’nu tarihten silen, Bizans’a diz çöktüren de onun stratejik dehasıydı. Hukuk diploması yoktu ama adaletin kitabı gibi bir ömür bıraktı.
Zengin Hazreti Osman iktisat eğitimi almadı. Osman, İslam tarihinin en başarılı tüccarlarından biriydi. Modern ekonomi eğitimi almamış olsa da ticaret ahlakı, yatırım stratejileri ve toplumsal faydayı gözeten servet anlayışı onun en belirgin özellikleri arasındadır.
- Medine’nin en büyük su kuyularından birini satın alıp Müslümanlara bağışladı.
- Ordunun donatılmasına büyük mali katkılar sağladı.
- Devlet gelirlerini düzenlemek adına yeni uygulamalar başlattı.
- Kuran-ı Kerim’in kitap haline getirilmesi çalışmasını organize etti.
Onun ekonomik zekası, Müslüman toplumun refahını artırmada önemli rol oynamıştır. Diploması yoktu ama ekonominin ve cömertliğin sembolü oldu.
İlim abidesi Hazreti Ali’nin felsefe diploması yoktu. Ali, İslam düşünce tarihinde “hikmetin kapısı” olarak bilinir. Onun sözleri yüzyıllardır hem Doğu hem Batı dünyasında hayranlıkla incelenir.
- Derin kavrayışı
- Mantık yürütme becerisi
- Adalet ve ahlak üzerine etkileyici sözleri
- Devlet yönetimine dair ileri görüşlülüğü
Ne bir felsefe okuluna gitmişti ne de resmi bir eğitim almıştı. Bununla birlikte, Nehcü’l-Belaga’daki sözleri, birçok filozofun yüzyıllarca tartıştığı kavramlardan çok daha derin bir anlam taşır. Diploması yoktu ama felsefenin dili oldu.
Hazreti Halid askeri okuldan mezun değildi. Halid bin Velid, tarihin gördüğü en büyük komutanlardan biridir. O, klasik savaş akademilerinde yetişmiş bir asker değildi; fakat olağanüstü bir strateji dehasına sahipti.
- Mute’de üstün komuta becerisi
- Ridda savaşlarındaki hızlı koordinasyon
- Irak ve Şam fetihlerindeki taktik ustalığı
- 41 savaşa katılıp hiç yenilmemesi
Onun zekası yalnızca savaş meydanında değil, diplomasi, motivasyon ve birlik yönetiminde de kendini gösteriyordu. Diploması yoktu; ama tarihin “Allah’ın Kılıcı” dediği bir liderdi.
Bu örnekler, modern eğitimin önemini küçümsemez aksine şunu gösterir: Eğitim, yalnızca bilgi aktaran teknik bir süreç değil; insanın neye inanacağını, neyi doğru kabul edeceğini ve nasıl bir şahsiyet inşa edeceğini belirleyen temel bir yapıdır. Bu nedenle müfredat, değerlerden bağımsız olamaz. İslam temelli bir eğitim müfredatı; bilginin ahlaktan, gücün adaletten, başarının sorumluluktan kopmamasını sağlar. Sahabe örneğinde görüldüğü gibi, insanı büyük yapan şey sadece bilgi değil, bilginin hangi amaçla ve hangi değerler doğrultusunda kullanıldığıdır. İslam’ı merkeze alan bir müfredat; bireyi yalnızca meslek sahibi yapmaz, aynı zamanda vicdan sahibi, adalet duygusu gelişmiş ve topluma karşı sorumluluk bilinci taşıyan bir insan haline getirir. Bu yüzden gerçek ve kalıcı bir medeniyet inşası, eğitimin merkezine İslami değerlerin yerleştirilmesini zorunlu kılar. Eğitim bir araçtır, amaç ise insanın kendisini inşa etmesidir. Diploma, karakterin ve ahlakın yerini dolduramaz. Gerçek liderliği belirleyen içsel değerlerdir. Sahabenin hayatı bunun en güçlü kanıtıdır… Diplomaları yoktu ama O’nları büyük yapan İslam’dı!

Yorum bırakın