Bir milletin varlığını sürdürebilmesi, yalnızca ekonomik ya da askeri gücüne bağlı değildir. Tarih boyunca nice imparatorluklar, orduları zayıf düştüğü için değil, ahlaki değerlerini kaybettikleri için çökmüştür. Toplumun çöküşü, çoğu zaman tankların gürültüsüyle değil; vicdanların sessizliğiyle başlar. Ahlak, insanın hem bireysel hem de toplumsal varlığının pusulasıdır. Kuran’da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir: “Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe Allah onlarda olanı değiştirmez.” (Ra’d Suresi: 11. ayet) Bu ayet, toplumların yükseliş ve çöküşlerinin, maddi sebeplerden çok manevi dinamiklerle ilişkili olduğunu bildirir. Bir toplumda dürüstlük, adalet, merhamet, haya ve sadakat gibi değerler zayıfladığında, dış saldırılara gerek kalmadan içten içe çürüme başlar. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de ahlakın toplumsal istikrar için taşıdığı önemi şu hadisiyle vurgulamıştır: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8) Bir toplumun en büyük zenginliği, yüksek ahlaka sahip bireyleridir. Çünkü ahlak, toplumu bir arada tutan görünmez bir bağdır.
Ahlaki çöküş, bir anda meydana gelmez; küçük gevşemelerin, sessiz kabullerin ve ilgisizliğin birikimiyle oluşur. Bu süreçte modern yaşam tarzı, medya ve özellikle televizyon gibi araçlar büyük rol oynar. Günümüzde televizyon, eğlence ve bilgi aracı olmanın ötesinde, bir “değer üretim ve yönlendirme mekanizması” haline gelmiştir. Diziler, yarışma programları, haber içerikleri ve reklamlarda; hırs, bencillik, tüketim çılgınlığı, şiddet ve cinsellik sıradanlaştırılmakta, izleyicinin bilinçaltına yeni bir “ahlak” anlayışı işlenmektedir.
Medya, özellikle televizyon, toplumun aynası değil, artık onun biçimlendiricisidir. İnsanlar gördükleriyle düşünür, duyduklarıyla hisseder hale gelmiştir. Sürekli olarak para, şöhret ve haz temelli bir yaşamın övüldüğü ekranlar; kanaat, sabır, tevazu ve paylaşma gibi değerleri değersizleştirmektedir. Peygamber’in şu hadisi bu noktada uyarıcıdır: “Bir kul, Allah’ın hoşnut olmadığı bir sözü, önemsemeden söyler; ama o söz, kendisini cehennemin derinliklerine götürür.” (Buhârî, Rikâk, 23) Bugün ekranlarda sergilenen “önemsiz” görülen birçok içerik, toplumun değer bilincini aşındırmakta, gençlerin zihinlerinde doğru ile yanlışı ayırt etmeyi güçleştirmektedir.
Çöküşün durdurulması, kalplerin yeniden diriltilmesiyle mümkündür. Bunun yolu da imanı, ilmi ve güzel ahlakı yeniden merkeze almaktan geçer. Kuran’da Allah şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb Suresi: 70. ayet)
Doğruluk, tevazu, adalet ve haya gibi erdemler, modern dünyanın gürültüsü içinde yeniden canlandırılmalıdır. Aileler, çocuklarına yalnızca bilgi değil, değer de aktarmalı; medyanın şekillendirdiği değil, Kuran ve sünnetin aydınlattığı bir hayat inşa etmelidir. Toplumların çöküşü bombalarla başlamaz; ekranlarla, reklamlarla, küçük yalanlarla, unutturulan hakikatlerle başlar.
Asıl kurtuluş, bireyin kendi içindeki ahlak savaşını kazanmasıdır. Çünkü kalpler sağlam olursa, toplumlar da sağlam olur. Ahlak çökerse, en güçlü medeniyet bile enkaz olur…

Yorum bırakın