Sünnetin Ruhu…

Sünnet kavramı, İslam toplumunda kimi zaman yanlış anlaşılmalara konu olmuştur. Bazı kimseler için sünnet, sadece Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) günlük hayatında tercih ettiği yiyecekler, giysiler veya kişisel alışkanlıklar olarak algılanmakta; böylece meselenin özü gözden kaçmaktadır. Oysa sünnetin asıl gayesi, Kuran’ı hayata taşımak ve Allah’ın muradına uygun bir yaşam tarzı ortaya koymaktır.

Peygamber, “Ben ancak Kuran ile gönderildim” buyurmuştur. (Müslim, Birr 87) Yani O’nun sünneti, Kuran’ın pratik açıklamasıdır. Kuran’ın anlaşılması, yaşanması ve topluma aktarılması, Peygamber Efendimiz’in sözleri, fiilleri ve onaylarıyla mümkün olmuştur. Dolayısıyla sünnetin ihyası, Kuran’ın emirlerini ve yasaklarını Peygamber’in uygulamalarıyla bütünleştirerek yaşamak demektir.

Sünneti ihya ederken önemli olan, biçimsel taklitten ziyade ruhu kavramaktır. Peygamber’in peynir veya karpuz yemesi, entari ya da şalvar giymesi, O’nun dönemine ait kültürel bir tercihtir; dinin özü değildir. Fakat O’nun adalet, merhamet, tevazu ve Allah’a kulluk üzere yaşaması, her çağda ihya edilmesi gereken sünnettir. Bu noktada Peygamberimizin hayatını sadece folklorik alışkanlıklar üzerinden okumak, bizi sünnetin özünden uzaklaştırır.

Kuran, Rabbimizin kelamıdır; sünnet ise bu kelamın uygulamasıdır. Kuran’da namaz kılmamız emredilir, fakat namazın nasıl kılınacağı sünnetle açıklanır. Kuran, ahlakın esaslarını belirler; sünnet ise bu ahlakın nasıl yaşandığını gösterir. Dolayısıyla Kuran’sız sünnet, sünnetsiz Kuran düşünülemez. Her iki kaynak bir araya geldiğinde Müslüman’ın hayatına yön veren eksiksiz bir rehber oluşur.

Bugün sünnetin ihyası, lüks sofralarda Peygamberin yediği yemekleri araştırmak değil; yoksulun sofrasına oturabilmek, yetimin başını okşamak, adaleti tesis etmek ve kul hakkına riayet etmektir. Modern dünyada sünnetin ihyası, Kuran’ın evrensel mesajlarını bireysel ve toplumsal hayata yansıtmaktır. Bir ayette Rabbimiz şöyle buyurur; “Andolsun ki Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü (onlara kavuşmayı) isteyip-umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb Suresi: 21. Ayet)

Elbette peygamberimizin alışkanlıklarını sevmek güzeldir, yanlış değildir ama şunu unutmamak lazım; Sünnet dediğimiz şey sadece o dönemin yemek listesi, giyim tarzı, oturuş kalkışı değildir. Sünnet, şekilcilik değil; ruh, ahlak ve Kuran’ın hayat bulmuş halidir. Peygamber’in sünnetini ihya etmek, sağ eliyle mi yedi, sakal mı bıraktı, sarık mı takke mi taktı gibi konuları tartışmak değil; Kuran’a uymak, onun gösterdiği şekilde bir hayat sürmektir. Gerçek ihya, Kuran ve sünnet ışığında bir Müslüman şahsiyet inşa edebilmektir. Bugün bir Müslüman peygamberine benzeyecekse, önce şunları soracak: O yoksulu, yetimi gözetirdi, ben kapıma geleni boş çeviriyor muyum? O adildi, ben adil miyim? O merhametliydi, ben merhametli miyim? O kimseyi incitmezdi, ben gönül kırıyor muyum? O kul hakkından korkardı, ben hesabı düşünüyor muyum? O dedikodu ile ilgilenmezdi, ben bu işin neresindeyim? Sünneti ihya etmek işte budur.

Allah, hepimize Hazreti Muhammed efendimizin gerçek sünnetini hakkıyla yaşamayı nasip etsin. Kalbimizi Kuran’la, hayatımızı sünnetle süslemeyi lütfetsin. Amin…

Yorum bırakın