Tarihin En Tuhaf Zaferi!

Evet, 29 Ekim’den bahsediyorum. Ne büyük komutan değil mi? Cepheden cepheye koşmuş, zafer üstüne zafer kazanmış… Öyle bir kazanmış ki, sonunda koca imparatorluk haritadan silinmiş. Nasıl yaptıysa artık… Galibiyetlerin yan etkisi: Devlet çöktü! Demek ki çok kazanırsan sistem “error” veriyor.

Efendiler, bir millet düşünün: Dünyanın en büyük imparatorluklarından biri çöküyor, memleket işgal altında, ekonomi çökmüş, ordu dağılmış, peygamber emaneti hilafet kaldırılmış ve İslam silinmiş ama bazı zihinlerde hikaye şöyle başlıyor: “Atatürk her şeyi kazandı, cumhuriyeti kurdu, sonra şapka giydirdi ve Latin alfabesine geçti savaş bitti.”

Ne trajedi ama! Düşman tüfekle gelmiş, biz şapkayla teslim olmuşuz meğer. Cepheler falan hikaye, gerçek savaş fötr ile sarık arasındaymış. Efendiler, sonra harfler değişmiş Latin alfabesi gelmiş, milletin hafızası olan hard disk formatlanmış.

Sonra ne olmuş? Dünyanın bütün eski rakipleri bir anda “Aman aman, bu adam güzel insanmış!” diye sıraya girmiş. Bizimkiler de “e tabii, düşmanımız düşman değil, dostumuz düşmanmış” diye kendi içlerinde bir lojistik mucizesi yaşamışlar.

Tarih kitapları ne diyorsa odur tabii! Mantık mı? Onu sormayalım, tadımız kaçmasın. Önemli olan, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” tekerlemesini ezbere bilmek. Herkes sevdi, herkes kazandı, herkes kaybetti. Düşmanlar dost oldu, dostlar düşman. İşte tarihin büyüsü: Ne olduğunu bilen yok ama herkes emin.

Kamal Atatürk, Osmanlı ordusunda düşmanlarımızla savaşıp hepsini yenmiş. Ama nasıl yendiyse düşman devletler değil, Osmanlı yıkılmış. Sonra da nedense tüm düşmanlarımız Atatürk’ü çok sevmiş, Atatürkçüler de düşmanlarımızı çok sevmişler. Tarih böyle yazıyor, ben değil!

Yorum bırakın