Tevekkül Nedir?

İnsanoğlu hayatı boyunca türlü zorluklar, belirsizlikler ve imtihanlarla karşılaşır. Bu zorluklar karşısında kalbinin sükunetini koruyabilmesi, Allah’a olan güvenine ve teslimiyetine bağlıdır. İşte bu güven ve teslimiyetin adı tevekküldür. Tevekkül, sadece bir teslimiyet değil; sebeplere sarılmakla birlikte sonucu Allah’a bırakmak demektir.

Tevekkül, kelime anlamı itibarıyla bir işi başkasına havale etmek, güvenmek demektir. İslami literatürde ise tevekkül, kulun üzerine düşen görevleri yerine getirdikten sonra neticeyi Allah’a bırakması ve O’na tam anlamıyla güvenmesidir. Yani tevekkül, çalışmadan, gayret etmeden elini kolunu bağlayarak beklemek değildir. Bilakis, insanın tüm imkanları seferber edip sonucu Allah’a havale etmesidir.

Kuran’da tevekkül, birçok ayette övülen bir davranış olarak zikredilmiştir. Müminlerin temel vasıflarından biri olarak Allah’a güvenmeleri gösterilmiştir:

“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talak Suresi: 3. Ayet)

Bu ayet, tevekkülün en özlü tanımını sunar. Allah’a güvenen bir kul, asla yalnız değildir. Rabbimiz, onun için yeterlidir. Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

“Eğer mümin iseniz, yalnız Allah’a tevekkül edin.” (Al-i İmran Suresi: 160. AYet)

Bu ayet, tevekkülün imanla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Gerçek tevekkül, sağlam bir imanla mümkündür.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tevekkülü sadece sözle değil, hayatıyla da en güzel şekilde örneklendirmiştir. Bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, O size kuşlara rızık verdiği gibi rızık verirdi. Kuşlar sabah aç çıkar, akşam tok dönerler.” (Tirmizî, Zühd, 33)

Bu hadis, tevekkülün tembellik değil, gayretle birlikte olması gerektiğini açıkça ifade eder. Kuşlar bile rızkını aramak için çaba gösterir. Tevekkül eden insan da çalışır, arar, sorar ama sonucu Allah’a bırakır.

Tevekkül, sebeplerle çatışmaz; bilakis sebeplere sarılmayı tamamlar. Ashab-ı Kiram’dan biri, Peygamber Efendimiz’e gelip “Deveyi bağlayayım mı, yoksa tevekkül mü edeyim?” diye sorduğunda Efendimiz şöyle buyurdu: “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizî, Kıyamet, 60)

Bu hadis, tevekkülün ihmal değil, bilinçli bir sorumluluk anlayışı olduğunu öğretir. Tevekkül, insana hem psikolojik hem de ruhsal bir denge kazandırır. Korkuyu, endişeyi azaltır; kalbe huzur verir. Çünkü kişi bilir ki, çabası ne olursa olsun, sonucu belirleyecek olan Allah’tır. Tevekkül eden bir mümin: karşılaştığı zorluklar karşısında panik yapmaz. Başarısızlık durumunda isyana düşmez. Başarıyı sadece kendine mal etmez. Tevekkül, aynı zamanda sabırla da iç içedir. Sabreden bir kul tevekkül eder, tevekkül eden bir kul sabreder.

Tevekkül, imanın bir tezahürüdür. Mümin, hem çalışır hem dua eder hem de sonucu Allah’tan bekler. Tevekkül, insanı kibirden uzaklaştırır, tevekkülle Allah’a yönelen bir kalp, huzur bulur. Bugünün belirsizliklerle dolu dünyasında tevekkül, müminin en büyük sığınağıdır.

Unutmayalım ki: “Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran Suresi: 159. Ayet)

Yorum bırakın