Şeytan Hakkında!

Ey cehennem ateşiyle tost olmuş, kibirden çatlamış, makyajını yılan derisinden alan ihtiyar musibet! Sen ki cennetten kovulalı asırlar olmuş, hala insanları kandıracağım diye mesaiye kalıyorsun. Biraz da emekliliği düşün artık be şeytan, primin doldu, gününü de doldurdun. Hala aynı numaralar, hala aynı kokuşmuş pazarlama stratejileriyle ortalıkta dolanıyorsun: “Gel, şu günahı bir dene, sonra bırakırsın!” diyorsun; sanki günah nikotinli sakız!

Sana bir şey diyeyim mi ey lanetli kurnaz? Kandırdığın ilk insanla övünmeyi bırak. Hala “Ben Adem’i kandırdım!” diye ortamlarda hava atıyorsun, sanki Nobel kazanmışsın. Kardeşim, sen yılan gibi sürünüp meyve sattın, pazarcı mısın, şeytan mısın belli değil. Hem zaten, o ilk kandırışta senin zekan mı çalıştı, yoksa insanın saflığı mı devreye girdi, orası muamma. Bize başarı diye satma şu tarihi kazağı.

Sonra şu klasik numaralar yok mu… Ah! Önce kulağa fısıldıyorsun: “Yap, kimse görmez.” Sonra işi bitince millete megafonla bağırıyorsun: “Bakın, günah işledi!” Ne utanmaz bir harabesin sen, hem olay çıkarıyorsun hem de sonradan tweet atan gazeteciler gibi ortalığı karıştırıyorsun. Gıybeti sen başlatıyorsun, sonra “Ben sadece söyledim” diye kenara çekiliyorsun. Hilebazlığın kitabını yazsan, insanlar kapağını açmadan tövbe eder yeminle.

Ama şunu da kabul edelim: Estetik anlayışın sıfır. Hep ateş, hep kırmızı… Biraz tasarım kursuna git, belki cehennem dekorunu güncellersin. Hep aynı yanan kazanlar, aynı çatal dişler… Moda anlayışın mağara devrinde kalmış, hala “korku estetiği” diyorsun. Biraz yenilen, Netflix dizilerine bak, artık kötüler bile karizmatik. Sen hala lav püskürtüyorsun.

Ayrıca şu “Her kötülük şeytandandır” olayına da fazla bel bağlama. İnsanların beceriksizliğini, hırsını, açgözlülüğünü senin üstüne atmaları artık komik olmaya başladı. Bazı insanlar senden daha beter plan yapıyor, haberin olsun. Hatta eminim bazen sen bile onları izleyip “Ben bu kadar ileri gitmemiştim” diyorsundur.

Ey ihtiyar tuzakçı, senin PR ekibin de fena çalışıyor yalnız. Herkes seni bir karikatür gibi anlatıyor: boynuzlu, çatallı kuyruklu, kara gözlü… Halbuki gerçekte sen yeri geldi mi bir kredi danışmanı gibi davranır, yeri geldi mi “kişisel gelişim gurusu” kılığına girersin. “Kendini sev, yeter ki rahat ol, kimseyi dinleme” diyorsun. Yani hem psikologsun hem de sahte peygamber, karışık menü gibisin.

Ama bak, her numaranın sonu geliyor. İnsanlar artık uyanıyor, senin o eski taktiklerin Youtube reklamı gibi geçiliyor: “Skip Ad”. Sen hala “Günah güzeldir” diyorsun ama millet gerçek mutluluğun nerede olduğunu anlamaya başladı. Çünkü senin vadettiklerin hep “şimdi güzel, sonra pişmanlık” kategorisinde. Bir nevi taksitle acı satıyorsun. “Bugün ye, yarın yan!”

Ve unutmadan: O meşhur cehennem rezervasyonlarını iptal ettiriyoruz artık. Biletleri sen kesiyorsun ama kontrol sende değil. Patronun kim olduğunu unutma. İsyan ettiğin o günden beri, sadece rol yapıyorsun. Hollywood’un kötü adamı gibi… Çok havalı görünüyorsun ama filmin sonunda yine kaybediyorsun.

Ey aşağılık yaratık, seni ciddiye alanlara selam olsun; seni ti’ye alanlara da selam olsun. Ama bil ki senin en çok korktuğun şey ne dua, ne melek… Sen en çok gülümseyen, affeden, dirençli, umutlu ve imanlı bir kalpten korkarsın. Çünkü o kalp sana kapalıdır!

Yorum bırakın