Hilafeti İlan Etmeli!

Hilafet kurumu, İslam tarihinde Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vefatından sonra Müslüman toplulukları bir arada tutan siyasi ve dini bir otorite olarak ortaya çıkmıştır. 1924 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından kaldırılan hilafet, yaklaşık 1300 yıllık bir geleneğin sonunu getirmiştir. Bugün bazı çevreler, hem küresel İslam dünyasının yaşadığı parçalanmışlık hem de Türkiye’nin artan bölgesel rolü nedeniyle hilafetin yeniden ilanının gerektiğini savunmaktadır.

Günümüzde İslam dünyası büyük bir siyasi ve manevi liderlik krizinden geçmektedir. Mezhepsel çatışmalar, dış müdahaleler, iç savaşlar ve parçalanmış siyasi yapılar Müslüman toplumları zayıflatmıştır. Bu kaos ortamında Müslümanların ortak sesi olabilecek bir kurum eksiktir. Türkiye, tarihi ve kültürel mirası sayesinde bu boşluğu doldurabilecek yegane ülkelerden biridir.

Osmanlı Devleti, 1517’den 1924’e kadar yaklaşık 400 yıl boyunca hilafet makamını elinde bulundurmuştur. Bu dönem, Müslüman dünyasının görece birlik içinde olduğu ve İslam medeniyetinin geliştiği bir zaman dilimidir. Türkiye’nin bu mirası sahiplenmesi, sadece tarihsel bir görev değil; aynı zamanda bugünün dünyasında İslam’ın itibarını yeniden inşa etme sürecinde ahlaki bir sorumluktur.

Türkiye, son yıllarda savunma sanayi, diplomasi ve bölgesel politikalarıyla küresel bir aktör olmaya doğru ilerlemektedir. Hilafet kurumunun ilanı, sembolik gücün ötesinde, Türkiye’nin İslam coğrafyasında yumuşak gücünü pekiştirecek, manevi bir çekim merkezi oluşturacaktır. Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar birçok Müslüman toplumda Türkiye’ye karşı büyük bir sempati mevcuttur. Hilafet, bu potansiyelin somutlaştırılmasıdır.

Sekülerleşmenin getirdiği toplumsal boşluklar, birçok bireyde kimlik krizine yol açmıştır. Hilafet, sadece siyasi değil, aynı zamanda manevi bir yönü olan bir kurumdur. Toplumun kendi kökleriyle yeniden buluşması, değerlerine sahip çıkması ve küresel tüketim kültürüne karşı alternatif bir medeniyet tasavvuru geliştirmesi açısından hilafet önemli bir başlangıçtır.

Bazı çevreler, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik yapısının hilafete izin vermeyeceğini öne sürse de, anayasa değişiklikleriyle sistemler yeniden inşa edilebilir. Tarihte birçok kez devlet yapıları halkın talepleri doğrultusunda değişime uğramıştır. Eğer milletin büyük bir kesimi hilafet yönünde bir irade gösterirse, bu siyasi talepler de demokratik yollarla karşılanabilir.

Hilafet, sadece nostaljik bir özlem değil; Müslüman dünyanın içinde bulunduğu krize karşı bir çözüm modeli olarak değerlendirilebilir. Türkiye, sahip olduğu tarihsel sorumluluk, kültürel birikim ve jeopolitik kapasiteyle bu kurumu yeniden ilan etmeye en uygun ülkedir. Elbette bu süreç kolay olmayacaktır; toplumsal mutabakat, entelektüel hazırlık ve diplomatik denge gerektirmektedir. Ancak İslam ümmetinin birliği, dirliği ve izzeti için bu yolda bir adım atmak artık sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir zarurettir. Rabbim Hilafet kurumunu tekrar ayağı kaldırmamızı nasip eder inşallah…

Yorum bırakın