Kadının emeği ya evde görünmezdir ya da iş yerinde değersizleştirilmiş bir etiketle sistemin dişlisine yem olur. İkisinde de kadına adalet yoktur. Biri kutsal ama takdir edilmez; diğeri parayla ölçülür ama sömürülür.
Ev hanımı olmak, 7/24 mesai demektir. Ne tatili vardır, ne izin hakkı. Sabahın köründe kalkar, çocukla ilgilenir, kahvaltı hazırlar, ev toparlar, öğlen yemeği, çamaşır, ütü, akşam yemeği… Liste sonsuz. Ancak bu emeğin karşılığı ne maaş bordrosunda yer alır ne de emeklilik sisteminde.
Kapitalist sistemin gözünde “evde oturmak” hiçbir şey yapmamak demektir. Halbuki ev hanımı, bir ailenin direğidir. Eğer o kadın o evde olmasa, o ev dağılır. Çocuk psikolojisi darmadağın olur, erkek üç günde depresyona girer. Ama yine de kimse “bugün ne kadar değerli bir iş yaptın” demez. Çünkü onun emeği görünmez emeğe mahkum edilmiştir. Ev kadınları aslında sistemin dışladığı ama ayakta tuttuğu gizli işçilerdir.
Çalışan kadın ise ev hanımının yaşadığı tüm yüklerin üstüne bir de dış dünyada sermayeye hizmet etmek zorundadır. 9-5 mesaisi biter ama eve geldiğinde ikinci mesaisi başlar. Çocuk ağlar, yemek bekler, çamaşır yığılır. Erkek oturur televizyonda maç izlerken, kadın hala çalışır. Modern çağın zincirleri, kadına daha şık ama daha ağır şekilde vurulmuştur. Üstelik iş yerinde de ayrı bir mücadele verir. Erkeklerle eşit işe daha az maaş alır, “hamile kalırsa işe yaramaz” diye düşünülür, terfi sırası gelince “liderlik yeteneği” sorgulanır. Sırf kadın olduğu için sesi bastırılır, fikirleri çalınır, varlığı tahammül sınavına dönüşür. Ve bütün bunların adı da “kadının özgürleşmesi” diye pazarlanır. Halbuki bu özgürlük değil, yeni nesil köleliktir. Kadının emeği, ya evde görünmez ya da iş yerinde ucuz iş gücü olarak sömürülür. Adı özgürlük, tadı esarettir.
Ne Yapmalı?
- Ev içi emek tanınmalı: Ev hanımları sosyal güvence altına alınmalı, emeklilik sistemiyle hak ettikleri değeri görmelidir.
- Çalışma hayatında eşitlik sağlanmalı: Kadına yönelik ayrımcılık cezalandırılmalı, eşit işe eşit ücret kanunen zorunlu hale getirilmelidir.
- Toplumsal zihniyet değişmeli: Kadını sadece “çalışan” ya da “evde oturan” olarak değil, üreten, yetiştiren, yöneten bir güç olarak kabul etmek şarttır.
Kadının emeğini ne göz ardı edebiliriz ne de değersizleştirebiliriz. Ev hanımını “çalışmıyor” diye küçümseyen, çalışan kadını “kariyer yaptı” diye alkışlayan sistemin her iki tarafı da kadının omzuna kırbaç vurmaktadır. Evde ya da işte fark etmez. Kadın üretiyor. Ama sistem, onun bu üretimini ya görünmez kılıyor ya da ucuza satın alıyor. İşte asıl mücadele bu sömürü düzenini yıkmakla başlar…

Yorum bırakın