Yalanın Kucağında Büyüyen Bir Canavar: Dedikodu!

Toplumların en eski hastalıklarından biri olan dedikodu, ne yazık ki zamanla sıradanlaşmış, hatta çoğu zaman masum bir sohbet türü gibi kabul edilmiştir. Oysa dedikodu, temelinde yalan barındıran, kişilere zarar veren ve ilişkileri yıpratan bir davranış biçimidir. “Yalan, dedikodunun anasıdır” desek yeridir; zira bir söylentiyi dedikoduya dönüştürebilmek için çoğu zaman gerçeğe eğilip bükülmüş, çarpıtılmış bilgiler gerekir. Bu da yalanın devreye girmesi demektir.

Dedikodu yapabilmek için genellikle tek bir gerçek yetmez. O gerçek süslenir, abartılır, yeni “bilgiler” eklenir. İşte bu süreçte kişi farkında olmadan ya da bile isteye yalan üretmeye başlar. Bir olayı olduğundan farklı anlatmak, boşlukları kendi kafasından doldurmak, duyduğu bir cümleyi başka bir anlamla aktarmak… Bunların her biri, dedikodunun içinde gizli gizli büyüyen yalanlardır.

Dedikodunun beslendiği üç ana kaynak vardır: türetmek, eklemek ve çarpıtmak.

  • Türetmek, olmayanı var gibi göstermek;
  • Eklemek, gerçeğe süs katmak;
  • Çarpıtmak ise doğruyu eğip bükerek farklı bir anlama sokmaktır.

Bunların hepsi doğrudan yalan söylemek olmasa da, gerçeği bozduğu için özünde yalana kapı aralar. Peki neden dedikodu yaparız? Bu sorunun birçok psikolojik cevabı olabilir: İlgi çekmek, kendini önemli hissetmek, bir gruba ait olmak ya da başkalarının hataları üzerinden kendini aklamak… Ancak hangi neden olursa olsun, dedikodu her zaman bir başkasının imajını, onurunu ya da mahremiyetini zedeler. Toplum olarak bu konuda daha bilinçli olmamız gerekiyor. Çünkü bir kişiyi yalanla itibarsızlaştırmak sadece o kişiye değil, aynı zamanda toplumsal güven duygusuna da zarar verir. Dedikodu; dostlukları, aile bağlarını, iş ilişkilerini ve hatta toplumdaki adalet algısını çürütür. Rabbimiz Kuran’da şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler. Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizlisini-kusurunu araştırmayın). Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp-arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan iğrenip-tiksindiniz. (O halde gıybetten de tiksinip) Allah’tan korkup-sakının. Hiç şüphesiz Allah Tevvab’dır (tevbeleri kabul edendir), Rahim’dir (rahmetiyle çok esirgeyendir).” Hucurât Suresi: 12. Ayet)

Sonuç olarak, dedikodu masum bir eğlence değil, farkında olmadan işlenen bir tür sosyal şiddettir. Ve bu şiddetin ilk tohumu her zaman yalandır. Eğer daha sağlıklı, daha güvenilir ilişkiler kurmak istiyorsak, önce doğruluğa ve dürüstlüğe sadık kalmalıyız. Dedikodunun değil, empati ve anlayışın diliyle konuşmayı tercih etmeliyiz.

Yorum bırakın