Fitne!

İslam’da “fitne” kelimesi birçok anlama gelmektedir: imtihan, deneme, sapkınlık, karmaşa, ayrılık, hatta bazen küfür ve zulüm. Kuran ve hadislerde geçen bağlamlara göre, fitne çoğu zaman insanları Allah’ın yolundan alıkoyan, toplumları ifsat eden büyük bir tehlike olarak sunulur. Kuran’da “fitne” kelimesi farklı türevleriyle yaklaşık 60 yerde geçer. Bu kelime bazen bir “imtihan” anlamında, bazen de bir “bozgunculuk ve sapkınlık” anlamında kullanılır.

“Fitne, öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara Suresi: 191. Ayet)

Buradaki fitne, inananlara yapılan baskı, zulüm ve dinlerinden döndürme çabasıdır. Bu, Allah katında adam öldürmekten bile daha büyük bir suçtur. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, özellikle kıyamet yaklaştıkça artacak olan fitneler konusunda ümmetini defalarca uyarmıştır.

“Öyle bir zaman gelecek ki, kişi mümin olarak sabaha erecek, akşama kafir olarak girecek. Akşam mümin olup sabah kafir olacak. O zaman malınızı değil, dininizi korumaya bakın.” (Müslim, İman, 186)

“Fitne zamanında oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Ayakta duran, yürüyenden hayırlıdır. Yürüyen, koşandan hayırlıdır.” (Buhari, Fiten, 5)

Bu hadislerde, fitne zamanlarında aceleci davranmanın, taraf tutmanın ya da olayları kışkırtmanın tehlikesine işaret edilir. En hayırlısı, sabırla ve akılla yaklaşmak, fitneye karışmamaktır. Fitne, insanın iç huzurunu bozan, toplumun dengesini altüst eden, dostu düşmana çeviren, gerçeği gölgede bırakan bir karmaşadır. Sessiz gelir, fark edilmez ama kök saldığında ortalığı yakar geçer. Bazen bir sözle başlar, bazen bir dedikoduyla büyür, bazen de suskunlukla derinleşir. Fitne, sadece olayların kendisi değil, olaylara yüklenen niyetlerle de beslendiğinde daha da tehlikeli bir hal alır.

Bir toplumu içeriden çökerten şey, genellikle dış saldırı değil; fitnedir. İnsanlar birbirine güvensizlik duymaya başlar. Kardeşlik yerini şüpheye bırakır. Gerçek, yerini söylentilere terk eder. Haklı olan değil, sesi çok çıkan haklı gibi görünür. Oysa fitnenin en güçlü yanı, hakikati bulanık göstermesidir. Fitne zamanlarında doğruyu bulmak zorlaşır. Herkes kendi penceresinden bakar, kendi hakikatini oluşturur. Kalpler birbirinden uzaklaşır. Oysa insanı ayakta tutan en önemli şey, kalpler arasındaki bağdır. Bu bağ koptuğunda, toplum olarak bir arada durmak da mümkün olmaz.

Modern çağda medya, ideolojiler, çıkar çatışmaları, sosyal adaletsizlik ve cehalet gibi unsurlar da birer fitne aracına dönüşebilmektedir. Bugünün fitneleri, sadece fiziksel değil; düşünsel ve duygusal yıpratmalarla da imanları sarsmaktadır. İnançların sulandırılması, hak ile batılın karıştırılması, ümmetin dağılması bu dönemin en büyük fitnelerindendir. Fitneye karşı en güçlü silah, basirettir. Yani doğruyu yanlışın içinde ayıklayabilme yeteneği. Bu da ancak sükunetle, akıl ile ve derin düşünmeyle mümkündür. Fitneye kapılanlar genellikle duygularıyla hareket eder. Oysa fitne karşısında sakin kalmak, susulması gereken yerde susmak, konuşulması gereken yerde de hakkı söylemek gerekir.

Günümüzde bilgi çok ama hikmet az. Herkes konuşuyor ama az kişi dinliyor. İşte bu ortamlar, fitnenin en kolay yayıldığı zeminlerdir. Çünkü fitne, karmaşayı sever. Netlikten hoşlanmaz. Belirsizlik onun en verimli toprağıdır. Bu yüzden bugün belki de en büyük görevimiz, önce kendi içimizde netleşmek, sonra da etrafımıza bu netliği yansıtmaktır. Unutmamak gerekir ki fitne, sadece kargaşayı değil, ahlaki çöküşü de beraberinde getirir. Güvensizlik, çıkarcılık, ikiyüzlülük, korkaklık ve hatta zulüm; hepsi fitne ortamlarında büyür. Bu yüzden fitneyle mücadele etmek, sadece bir meseleye karşı durmak değil; aslında bir karakter meselesidir.

Fitne, sadece bir sınav değil; imanı zedeleyen, toplumu bölen, hak ile batılı karıştıran çok yönlü bir musibettir. Kuran ve sünnet ışığında fitneye karşı uyanık olmak, özellikle bugünün bilgi kirliliği çağında her Müslüman için farzdır. Fitnelerle dolu zamanlarda en güvenli yol, Peygamber’in öğretilerine sarılmak, istikamet üzere kalmaktır.

“Rabbimiz! Kalplerimizi doğru yola ilettikten sonra saptırma.” (Âl-i İmrân Suresi: 8. Ayet)

Amin…

Yorum bırakın