Türk, Kürt ve Arap Kardeşliği…

Tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kardeşlik bağları, milletlerin yazgısını şekillendiren en güçlü harçlardan biridir. Türk, Kürt ve Arap halkları, yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada, aynı sancılarla, aynı zaferlerle, aynı inançla ve aynı kültürel dokuda bir arada yaşamış; tarih boyunca birbirine omuz vermiş, gerektiğinde aynı cephede canını ortaya koymuş, gerektiğinde aynı sofrayı paylaşmıştır. Bu birliktelik, ne tesadüfi ne de geçicidir; kökü mazide, hedefi ise ebediyette olan bir kardeşliğin adıdır.

Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Hicaz’dan Horasan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan bu üç halk, İslam medeniyetiyle yoğrulmuş, tarih boyunca birbirinden ayrı değil iç içe olmuşlardır. Selçuklular, Memlükler, Eyyübiler ve Osmanlı gibi büyük devletlerin yükselişinde Türkler, Kürtler ve Araplar birlikte mücadele etmiş, bu devletleri birlikte inşa etmişlerdir. Özellikle Osmanlı Devleti döneminde bu üç halk, aynı bayrak altında birleşmiş, ortak değerlerle yönetilmiş ve yüzyıllar süren bir barış ortamında yaşamıştır. Arap diyarlarında Türk paşalar, Kürt sancak beyleri görev yapmış; Anadolu’da Kürt alimler medreselerde ders vermiş, Arap şeyhler Anadolu’nun maneviyatına yön vermiştir. Medeniyetin inşasında bu halklar arasında bir “üstünlük yarışı” değil, bir “tamamlayıcılık ilişkisi” hakim olmuştur. Bu halklar yalnızca siyasi olarak değil, kültürel ve dini açıdan da birbirine kenetlenmiştir. İslam’ın ortak çatısı altında birleşmiş, aynı kıbleye yönelmiş, aynı mukaddes kitap etrafında bir araya gelmişlerdir. Mezhebi farklılıklar olsa bile, bu farklar ayrılık değil zenginlik olarak görülmüş, asırlarca aynı camilerde, aynı tekkelerde, aynı zikir halkalarında buluşulmuştur. Türkler Yunus Emre ile, Kürtler Melaye Ciziri ile, Araplar İbn Arabi ile kalplerini Allah’a çevirmiş; her biri farklı dillerde, ama aynı aşk ile ilahiler söylemişlerdir. Bayramları, düğünleri, matemleri benzer; yemek kültürlerinden halk danslarına, masallarından ağıtlarına kadar birçok kültürel unsur iç içe geçmiştir.

Tarih boyunca bu üç halk birçok zorluğun üstesinden birlikte gelmiştir. Haçlı Seferleri’nde Kudüs’ü savunmak için birlikte savaşmış; Moğol istilasına karşı omuz omuza direnmiş; Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de aynı siperleri paylaşmıştır. Çanakkale’de Kürt asker, Türk komutanın emrinde şehit düşerken; Arap hacılar Medine’yi savunmak için canlarını vermiştir. Birinin kanı diğerine karışmış, toprağa birlikte düşülmüştür. Milli Mücadele döneminde dahi bu kardeşlik ruhu zirvededir. Güney Cephesi’nde Arap aşiretler, Antep’te Kürt liderler, Anadolu direnişine destek vermiştir. Onlar vatanı bir, kaderi bir görmüş, emperyalizme karşı birleşmişlerdir. Hiçbiri ötekine “yabancı” dememiştir; çünkü hepimiz bu toprakların evladı, bu ümmetin parçası, bu milletin mensubuyuz.

Tarihin çeşitli dönemlerinde, bu birlikteliği bozmak isteyen dış ve iç güçler, etnik kimlikler üzerinden ayrıştırma politikaları yürütmeye çalışmıştır. “Böl ve yönet” anlayışı, özellikle 19. yüzyıl sonrasında yoğunlaşmış, etnik milliyetçilik tohumları ekilmek istenmiştir. Ancak halkların irfanı, geçmişin ortak mirası ve dini bağlar bu oyunlara karşı hep bir kale olmuştur. Bugün de zaman zaman kardeşliğimizi bozmaya, bizi karşı karşıya getirmeye çalışan odaklar vardır. Ancak geçmişte olduğu gibi bugün de bu milletin feraseti, bu oyunu bozmaya yetecek kadar güçlüdür. Çünkü bizler biliriz ki Türk’ün yokluğu, Kürt’e derttir; Kürt’ün zayıflaması, Arap’ın kederidir; Arap’ın düşmesi, tüm ümmetin yıkımıdır. Bizim ancak birlikte olduğumuzda anlamımız vardır.

Geçmişimiz ortak olduğu gibi, geleceğimiz de ortaktır. Ortadoğu’nun huzuru, İslam coğrafyasının kalkınması, adaletin ve hakkaniyetin tesisi ancak Türk, Kürt ve Arap kardeşliğinin pekişmesiyle mümkündür. Bu kardeşliğin temelleri üzerine kurulacak yeni bir dayanışma modeli, sadece bölge halklarına değil tüm insanlığa umut olacaktır. Ortak düşmanlara karşı tek ses olmak, ortak zorluklara karşı dayanışma göstermek, geçmişin acılarından değil, değerlerinden ilham alarak yeni bir gelecek kurmak hepimizin görevidir. Eğitimde, kültürde, siyasette, sanayide ve sosyal yaşamda bu kardeşliği güçlendirmek, geleceği inşa etmek demektir.

Türk, Kürt ve Arap halklarının kaderi ayrı değil, birdir. Bu halklar, sadece aynı coğrafyayı değil, aynı kaderi, aynı ruhu, aynı idealleri paylaşmaktadır. Dillerimiz farklı olabilir, ama dualarımız birdir. Renklerimiz farklı olabilir, ama sancılarımız ortaktır. Bu kardeşlik ne bir slogan, ne de bir temenni; tarihi bir gerçeklik, yaşanmış bir hakikattir. Ve bu hakikat, dün olduğu gibi bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacaktır.

Türk, Kürt ve Arap: Ezelden ebede bir ve beraberdir. Çünkü biz ayrı değil, aynı yüreğin parçaları, aynı İlah’ın kullarıyız… Elhamdülillah…

Yorum bırakın