Dünyaya Aldanan İnsan!

İnsan, yaratılışı gereği dünyaya meyleder. Maddi olana tutunur, zahiri nimetlere bağlanır. Hayatın geçici, dünyanın fani olduğunu bilse de, kalbinin bir köşesinde “hiç ölmeyecekmiş gibi” bir duygu taşır. İşte bu duygu, onu çoğu zaman ahireti unutan, dünyaya meyleden bir hale sokar. Kur’an-ı Kerim, insanın bu zaafını şöyle dile getirir: “Hayır! Doğrusu siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.” (Ala Suresi: 16-17. Ayetler)

Dünya, aldatıcı bir süs gibidir. Kimi zaman nimet, kimi zaman musibetlerle sınar insanı. Ancak insan, bu geçici hayata tutunurken, ebedî hayatı göz ardı eder. Oysa ki Kuran, defalarca dünyanın geçici ve aldatıcı olduğuna vurgu yapar: “Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ve evlat çoğaltma yarışıdır…” (Hadîd Suresi: 20. Ayet)

Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’de dünyaya aldanmaktan sakındırmış; dünyanın, bir gölgelik kadar geçici olduğunu şöyle ifade etmiştir: “Benim dünyayla ne işim var! Ben dünyada, bir ağacın altında gölgelenip sonra orayı terk eden bir yolcu gibiyim.” (Tirmizî, Zühd, 44)

“İnsan, hiç ölmeyecekmiş gibi, hep dünyadır derdi…” sözü; insanın dünyaya kapılıp ahireti unutmasını, ölümü uzak görmesini ifade eder. Oysa ölüm, en büyük gerçekliktir. Ne makam, ne mal, ne de gençlik; hiçbir şey onu engelleyemez. Allah, Kuran’da şöyle buyurur: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut Suresi: 57. Ayet)

Bütün hatırlatmalara rağmen, insan dünya malını artırma peşinde koşar, daha fazla sahip olma arzusu hiç bitmez. Nitekim Resulullah bu hakikati şu hadis-i şerifinde haber vermiştir: “Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, bir vadi daha ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.” (Buhârî, Rikak, 10)

İslam, dünyayı tamamen terk etmeyi değil; dünyayı ahirete bir araç kılmayı öğretir. Mal, mülk, makam… hepsi birer emanettir. İnsan, bunlarla imtihan olunur. Asıl hedef, bu nimetleri hayır yolunda kullanmak, kalbi dünyaya değil Allah’a bağlamaktır. Efendimiz dünyada dengeli olmayı şu hadis ile ifade etmiştir: “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış.” (Kenzü’l-Ummâl, 44158)

Bu söz, insana bir denge felsefesi sunar: Dünya için gayret et ama ahireti unutma. Çünkü nihai yurt, ebedî olan ahiret yurdudur: “Oysa ahiret yurdu, işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebut Suresi, 64. Ayet)

“İnsan, hiç ölmeyecekmiş gibi, hep dünyadır derdi…” derken asıl mesele, kalbin nerede olduğudur. Malda mı? Mekanda mı? Makamda mı? Yoksa Allah’ın rızasında mı? Dünya bir imtihan alanıdır. Oyun ve eğlenceden ibarettir. Her nefes, bizi ebedî hayata bir adım daha yaklaştırır. İnsana düşen; dünyayı kalbine değil, eline almak; kalbini ise Rabbine teslim etmektir. Ölümü hatırlamak, dünyayı anlamlandırmanın anahtarıdır. Bir hadis-i şerifte Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” (Tirmizî, Zühd, 4)

Çünkü ölüm; hırsı törpüler, kibri kırar, hakikati gösterir. Gerçek hayat, dünyadan sonra başlayacaktır. Ve insan, dünyada yaptığıyla karşılaşacaktır…!

Yorum bırakın