Hayat, zamanla yarışan bir yolculuktur. Her geçen gün, bir sonraki günü daha hızlı beklerken geçmişin hatıralarında kayboluruz. Ancak bu süreçte, bizlere sunulan anların değerini unutmak kolaydır. “Ömür güzel şeyleri sonraya bırakacak kadar uzun değil” sözü, bu gerçeği hatırlatmak için kullanılan güçlü bir ifadedir. Gerçekten de, yaşamın sunduğu en değerli anları erteleme lüksümüz yoktur. Peki, bu cümle tam olarak neyi anlatıyor? Zamanın kıymetini nasıl daha iyi anlayabiliriz?
Hepimiz bir şekilde, “Şu an için yapabileceğimiz çok şey var, ama bir fırsat geldiğinde yaparız,” gibi düşüncelerle anı erteleyerek geleceğe odaklanıyoruz. Ancak zamanın sınırlılığı, bizi hep uyarır: Yaşadığımız her an bir daha geri gelmeyecektir. Günlük hayatın karmaşasında, hep geleceği düşünerek, gelecekte alacağımız tatminin peşinden sürükleniriz. Fakat, geriye dönüp baktığımızda, çoğu zaman o beklediğimiz anlar, aslında hiç gelmemiştir.
Hayatın geçici ve öngörülemez olduğunu kabul etmek, bizi bugüne, yani anı yaşamaya davet eder. Hep ertelenen o “güzel şeyler” aslında, belki de şimdi yapmamız gerekenlerdir. Yaşamın değerini, o anı yakalayarak, duyguları daha derinden hissederek anlayabiliriz.
Erteleme, bir tür zaman kaybı üretir. Gelecekte yapacağımız şeylerin vaatleri, bizi sürekli olarak bugün yapmamız gerekenlerden uzaklaştırır. Bu durum, özellikle önemli anları kaçırmamıza neden olabilir. Bir arkadaşla geçirilen bir akşam yemeği, deniz kenarında yapılan bir yürüyüş, sevdiğimiz birine sarılmak, hayatın basit ama derin mutluluklarını ertelemek, aslında zamanın bize sunduğu fırsatları kaçırmak demektir. Erteleme, çoğu zaman gelecekte elde edilecek mutluluğun varlığına olan inançla bağlantılıdır. Fakat bu inanç, çoğu zaman gerçek değildir. Çünkü bir olayın gelecekte “güzel” olacağına dair garanti yoktur. En değerli anlar, beklenen anlar değil, o an içinden geçtiğimiz anlardır.
“Anı yaşamak” kavramı, aslında oldukça derindir. İnsanlar genellikle ya geçmişin pişmanlıkları ya da geleceğin kaygılarıyla yaşarlar. Fakat gerçek mutluluk, bir anın içinde kaybolmakta ve o anı tamamen hissetmektedir. Bir kahve içerken sadece o kahvenin tadını hissetmek, bir sohbet sırasında karşınızdaki kişiye tamamen odaklanmak, hayatın her küçük detayını fark etmek, sizi anın içine çeker. Bu, zihinsel olarak şu anı kucaklamak ve yaşamın ne kadar değerli olduğunu hissetmektir. Anı yaşamak, sadece güzel şeyleri değil, zorlukları da kucaklamayı içerir. Çünkü hayatın tamamı, zirveleri ve vadileriyle bir bütündür. Anı yaşamayı öğrendikçe, her anın kıymetini daha fazla takdir ederiz.
Ömür kısa, zaman sınırlıdır. Bu yüzden hayatın sunduğu güzel şeyleri ertelememek gerekir. Belki de bir sabah güneşin doğuşunu izlemek, sevdiğiniz birine hislerinizi dile getirmek, kaybolan bir zamanı geri kazanmak gibi şeyleri ertelemeden yapmak gerekir. İnsan, hayatındaki en değerli anları yaşarken, zamanın ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi kavrar. Ertelemeden, yapabileceğiniz her güzel şeyin peşinden gitmek, hayatınızı daha anlamlı ve tatmin edici hale getirir. “Ömür güzel şeyleri sonraya bırakacak kadar uzun değil” sözünün anlamı, hayatın her anının kıymetini bilmek ve erteleme alışkanlıklarından kaçınmaktır. Her anı dolu dolu yaşamak, sadece hayatı daha zengin ve anlamlı kılmakla kalmaz, aynı zamanda bize yaşamın geçiciliğini hatırlatır ve onu daha değerli kılar. Anı yaşamak, hayatın sunduğu güzelliklere ulaşmak için attığımız en önemli adımdır. O yüzden, hemen şimdi bir güzellik yapın; birini arayın, gülümseyin, dünyaya dair minik ama değerli anları kaçırmayın…

Yorum bırakın