Dünya hayatı, ruhun kendini tanıma yolculuğudur. Beden, bu yolculukta ruhun bineğidir. Zihin, harita. Kalp ise pusula. Ama ne yazık ki çoğumuz, bu yolculuğu yanlış okuyarak başlıyoruz. Ruhumuzu “vermek”, “takas etmek”, “satmak” gibi kavramlara alışmışız. Sanki bu dünyaya, kimliğimizi unutturmak için gönderilmişiz gibi davranıyoruz. Oysa hakikat bunun tam tersidir: Sen bu dünyaya ruhunu kaybetmeye değil, onu hatırlamaya geldin.
Ruh, Allah’ın insana üflediği sırdır. Maddeden değildir, enerji de değildir, ama her ikisine de hayat veren çekirdektir. İnsanın “ben” dediği şeyin ardında, onun hakiki özü olan ruh vardır. Ancak biz doğar doğmaz dünyaya adapte olmaya, çevreye uymaya, sistemin kurallarına göre yaşamaya zorlanırız. Ruh geri plana atılır, egonun sesi yükseltilir. Böylece, ruh unutulur, beden ve zihin kutsanır.
Okul, iş, kariyer, statü, maddi başarılar… Hepsi dış dünyayı kontrol etmeye yöneliktir. Ama içerideki dünyayı, yani ruhumuzu tanımaya neredeyse hiç yöneltilmeyiz. İşte bu yüzden insan çoğu zaman boşluk hissiyle yaşar. Her şeye sahip olsa bile “bir şeyler eksik” duygusu peşini bırakmaz. Çünkü ruhunu tanımadan yaşayan biri, aslında kim olduğunu bilmeden yaşıyordur.
Ruhunu satmak, sadece korku filmlerinde anlatıldığı gibi şeytana imza atmak değildir. Günlük hayatta da insan, değerlerinden, inançlarından, vicdanından uzaklaştığı her anda ruhunu parça parça satar. Sevmediği bir işte, inançsızca çalışmak… Para için yalan söylemek… Güç uğruna insanlara zulmetmek… Bunların hepsi, ruhunu satmanın modern versiyonlarıdır. Ama mesele sadece “satmamak” değildir. Esas mesele, ruhunla bağlantı kurmak, onu dinlemek ve tanımaktır. İnsan, ruhuyla bağ kurdukça huzur bulur. Ne zaman ki ruhunun sesini duymaya başlarsın, o zaman dış dünyanın karmaşası sana daha az etki eder. Çünkü artık pusulan içtedir.
Dünya, bir imtihan yeridir; ama aynı zamanda bir keşif alanıdır. Bu keşif dışarıda değil, içeridedir. Her yaşadığın olay, karşına çıkan her insan, seni kendine doğru götüren bir işarettir. Acılar, ruhunu tanıman için sana ayna tutar. Sevinçler, onun titreşimlerini sana hatırlatır. Yeter ki sen uyan ve bu işaretleri görmeye başla. Unutma: Sen bu dünyaya ruhunu tüketmeye değil, onu tanımaya ve yüceltmeye geldin. Hayat, bu nedenle verilmiş bir nimettir. Her nefes, bu hakikati hatırlamak için bir fırsattır. Kardeşim, içindeki ruh kıymetlidir. Onu hiçbir şeyle takas etme. Onu tanımak için zaman ayır. Sessizleş, iç sesini dinle. Gözlerini değil, gönlünü aç. Çünkü insan, ruhunu tanıdığı gün gerçekten yaşamaya başlar ve vücudun senden izin almaksızın yaşlanır, ruhun ise sen izin vermedikçe yaşlanmaz!…

Yorum bırakın