Korkaklar Zafer Anıtı Dikemez!

Tarihin tozlu raflarında zaferlerin arkasında yalnızca güçlü ordular, büyük zekalar ya da üstün stratejiler değil; cesaret, risk alma iradesi ve korkuya boyun eğmeyen yürekler vardır. “Korkaklar zafer anıtı dikemez, kaybetmeye mahkumdur” sözü, sadece bir meydan okuma değil; aynı zamanda hayatta ilerlemek isteyen herkesin yüzleşmesi gereken bir hakikattir.

Zafer, yalnızca kazanmak anlamına gelmez. O, cesaretin, direnişin, inancın ve kararlılığın taşa, toprağa, tarihe kazınmış halidir. Korkaklar ise hiçbir savaşı başlatamaz, dolayısıyla hiçbir savaşı kazanamazlar. Korku, insanın doğal bir parçası olsa da, ona teslim olmak kişiliğin ve hayallerin çürümesine neden olur.

Bir bireyin, bir toplumun ya da bir milletin korkaklıkla attığı her adım, geleceğe bırakılan bir zaaf mirasıdır. Her vazgeçiş, her geri adım, her “ya olmazsa?” sorusu; insanı, potansiyelinin karanlık bir gölgesinde esir alır. Oysa zafer, “ya olursa?” diyenlerin cesaretidir. Dünyayı değiştirenler, korkularını yenenlerdir. Hayatını değiştirenler, kaybetmeyi göze alanlardır.

Korkaklığın başlıca sonucu teslimiyettir. Teslim olanlar ise zafer değil, sadece şartlara uyum sağlar. Ne bir lider, ne bir öncü, ne bir kahraman, korkuyla hareket ederek yazılmıştır tarihe. Çünkü korkaklar, inşa etmez; sadece olanı izler. Oysa zafer anıtları, hayata iz bırakmak isteyenler için dikilir.

Günümüzde çoğu insan, içindeki potansiyeli keşfetmekten korkar. Başarısızlıktan, reddedilmekten, yalnız kalmaktan… Bu korkular, onları yerinde saymaya mahkum eder. Oysa gerçek cesaret, sadece büyük savaşlarda değil; kendi içimizde verdiğimiz küçük mücadelelerde kendini gösterir. Her sabah kalkıp hayallerinin peşinden gitmek, kendine sadık kalmak, risk almak ve hatta bazen kaybetmeyi göze almak bile bir zaferdir.

Unutulmamalıdır ki; korku kaçınılmazdır, ama ona teslim olmak bir tercihtir. Ve zafer, sadece korkunun üzerine yürüyenlere görünür olur. İstiklal marşımız da “korkma” diye başları…

Yorum bırakın