Sessiz Akıllar ve Kötülük!

Tarih boyunca kötülüğün sürmesi, sadece onun planlayıcılarının zekasına değil, ona karşı durması gerekenlerin sessizliğine ve tembelliğine de bağlı olmuştur. Dünyada nice yıkım, nice adaletsizlik, yalnızca birkaç zalimin kötücül planlarıyla değil, milyonlarca insanın düşünmeyi reddetmesiyle mümkün hale gelmiştir.

Bir toplumda akıl susarsa, zalim konuşur. Vicdan körelirse, menfaat konuşur. İnsanın düşünce üretmeyi bir yük gibi görmesi, sorgulamayı tehlike sayması ve kabullenişi hayat biçimi haline getirmesi; güç sahiplerinin arayıp da bulamadığı bir düzendir. Çünkü düşünen insan risklidir. İtaat etmez, sorgular, direnebilir. Oysa düşünmeyen kitleler, söyleneni tekrar eder, emredileni yapar ve çoğu zaman kendine yapılanı bile anlamaz.

Kuran bu gerçeği çarpıcı bir şekilde hatırlatır: “Onlar, kalpleri var ama onunla anlamazlar; gözleri var ama onunla görmezler; kulakları var ama onunla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da aşağılıklardır. İşte asıl gafiller onlardır.” (A’raf Suresi: 179. Ayet)

Bugün adaletsizlikle dolu bir dünyada yaşıyorsak, bunun suçunu sadece kötülüğü yayanlarda aramak eksik olur. Asıl mesele, bu kötülüğe karşı susan, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen zihinlerin çokluğudur. Her şey yolundaymış gibi davranan, kendine konforlu bir kabuk inşa edip dışarıda olan biteni yok sayan insanlar, kötülüğün dolaylı taşıyıcıları haline gelir. Düşünmeyen zihinler, sadece bir boşluk değil, aynı zamanda bir tehdit oluşturur. Çünkü bu zihinler, yanlışın sesi olduğunda onu alkışlar, doğruyu duyduğunda onu susturur. Yanlış bilgilerle kolayca doldurulurlar ve en çok da kendi cahilliklerinden beslenen zorbalıklara arka çıkarlar.

Hazreti Muhammed efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim / İman 78)

Kimi zaman bir karanlığın bu kadar güçlü olmasının nedeni, ışığın eksikliği değil, insanların gözlerini bilinçli olarak kapatmasıdır. O karanlıklar; sorulmayan sorularla, okunmayan kitaplarla, izlenmeyen hakikatlerle büyür. Ve sonra, herkes bir sabah uyanıp “Bu hale nasıl geldik?” diye sorar. Oysa cevabı çoktan verilmişti: Kimse düşünmemişti. Bugün dünyada ne oluyorsa, sadece yapanların değil, izleyenlerin de eseri. Bu yüzden her bireyin sorumluluğu vardır. Düşünmek, sadece entelektüel bir çaba değil, aynı zamanda ahlaki bir görevdir. Çünkü bir toplumun kaderi, o toplumun en bilgili insanlarının söyledikleri kadar, en sessiz insanların sustuklarıyla da şekillenir…

Yorum bırakın