“Allah Versin” Demekle Sorumluluktan Kaçmak!

“Allah versin” ifadesi, kültürümüzde sıkça duyulan, genellikle zor durumda olan birine yardım edilmediğinde ya da edilemeyecek durumda olunduğunda dile getirilen bir söylemdir. Ancak bu söz, sorumluluktan kaçmanın ve meselenin özünü görmezden gelmenin bir aracı haline gelmiş olabilir mi? İslam’ın sosyal adalet anlayışını ve insanın yeryüzündeki halifelik görevini düşündüğümüzde, bu ifadeyi sorgulamak kaçınılmazdır. Kuran, sıkça insanın sosyal sorumluluğunu “Zekatı Verin” emriyle vurgular. Bir ayette ise şöyle detaylandırır: “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekatı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takva sahipleri bunlardır.” (Bakara Suresi: 177)

Bu ayette Rabbimiz, yardımlaşmanın sadece bir tavsiye değil, aynı zamanda bir iman göstergesi olduğunu vurgular. Allah, bireyleri ve toplumu ayakta tutacak bir dayanışma sistemi oluşturmayı emreder. İslam’da zekat, sadaka ve infak gibi ibadetler, kişinin malını sadece kendine ait bir mülk olarak görmemesi gerektiğini öğretir. Çünkü mülkün asıl sahibi Allah’tır ve bize verdiği nimetlerde ihtiyaç sahiplerinin de hakkı vardır. Ancak ne yazık ki, günlük hayatta bu ilahi emirlerin yerine getirilmesi gerektiği noktada, “Allah versin” gibi ifadelerle işin kolayına kaçıldığına tanık oluyoruz. Bir ihtiyaç sahibine yardım etmeye gücümüz varken, “Allah versin” diyerek sıyrılmak, aslında pasif bir duyarsızlık göstergesidir.

“Allah versin” demek, yoksul birine dua etmekten öte bir anlam taşıyabilir. Bu ifade, kişinin sorumluluk bilincinden kaçışını ya da yardım etme konusundaki isteksizliğini maskeler. Yardım edebilecek durumdayken yardım etmeyen biri, bir nevi elindeki emaneti yerine ulaştırmaktan kaçınıyor demektir. Bu, sadece maddi yardım için değil, birine destek olmak, birine yol göstermek veya birinin derdiyle ilgilenmek gibi konular için de geçerlidir. İslam’ın savaş açtığı bir şey varsa, bu da toplumdaki adaletsizlik ve duyarsızlıktır. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” (Buhârî, Edeb, 27)

Bu hadis, Müslüman’ın, toplumdaki yoksulluktan ve ihtiyaçtan birebir sorumlu olduğunu açıkça belirtir. Komşusunun aç kalması, bir Müslüman için vicdani bir yük olmalıdır. Bu sorumluluğu “Allah versin” gibi bir ifadeyle hafifletmek, İslam’ın ruhuna tamamen aykırıdır. Unutmamak gerekir ki Allah, kullarına ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaları için nimetler vermiştir. Malımızdan, zamanımızdan ve ilgimizden infak etmek, aslında bize verilen bir nimetin emanetini sahibine teslim etmektir. O halde çözüm, “Allah versin” demek yerine, “Allah’ın bana verdiğinden ben de vereyim” anlayışını benimsemektir. Bu anlayış, insanı hem bireysel olarak Allah’a yaklaştırır hem de toplumda sosyal adaletin tesisine katkıda bulunur.

“Allah versin” demek kolaydır. Ancak İslam, kolaycılığa değil, sorumluluğa çağırır. Bu çağrı karşısında hareketsiz kalmak ya da sadece bir dua ile yetinmek, kişinin hem dünya hem de ahiret sorumluluğunu ihmal etmesi anlamına gelir. O halde bizlere düşen, yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak hareket etmek, dua ile birlikte fiili yardımda bulunarak O’nun rızasını kazanmaktır. Unutmayalım: Allah versin demekle değil, Allah’ın verdiğinden vermekle kurtuluruz.

Allah bize verin diyor, biz ise Allah versin diyoruz! Sizce de bir gariplik yok mu?

Yorum bırakın