Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olarak siyaset sahnesine çıktığı ilk günden bu yana pek çok farklı dönemden geçti. Ancak, tarihindeki ideolojik savrulmalar ve günümüzdeki çaresizlik hali, CHP’yi halktan kopuk bir konuma sürüklemiştir. Bu durum, partinin hem tarihi köklerini hem de bugünkü pozisyonunu sert bir eleştiriye tabi tutmayı gerektiriyor.
CHP, 1923’teki kuruluşundan itibaren Atatürk ile özdeşleşmiş bir parti olarak dikkat çekmiştir. Bu, bir bakıma Türkiye’nin batılılaşma sürecini yönlendiren bir “Görev” partisi olarak kurulduğu değerlendirilebilir. Ancak bu batılılaşma, halkın değerlerini göz ardı eden, hatta kimi zaman onlara tepeden bakan bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Tek parti dönemi boyunca uygulanan faşist politikalar, halkın yaşam tarzına müdahaleler ve özellikle dini hassasiyetlere düşmanlık, CHP’nin uzun yıllar boyunca “Halktan Kopuk Müşrikler” partisi olarak anılmasına yol açmıştır.
Atatürk sonrası CHP’nin ideolojik temelini oluşturan Kemalizm, Cumhuriyetin ilk yıllarında batılılaşma ve halkı dinsizleştirme hedefleriyle şekillendirilmiştir. Bu ideoloji, zamanla bir dogma haline gelmiş ve toplumun ihtiyaçlarına odaklanmak yerine, onları asimile etme eğilimine girmiştir. Halkın değerlerini ve kültürel çeşitliliğini yeterince gözetemeyen bu yaklaşım, batılılaşmayı otoriter yöntemlerle dayatmış ve geniş bir kesimde tepki oluşturmuştur. Kemalizm adına gerçekleştirilen uygulamalar özgürlükleri kısıtlayan, halkı dışlayan ve hatta onların katledilmesine yol açan bir boyut kazanmıştır.
Özellikle eğitim, din ve kültür politikalarında halkın taleplerine kulak tıkayan ve onları yok sayan bir anlayış sergilenmiş, bu durum partiyi toplumun büyük bir kısmından uzaklaştırmıştır. Kemalizm’in bu katı yorumunun, zaman içinde CHP’nin esneklikten yoksun, faşist ve darbeci bir ideolojik yapı olarak algılanmasına neden olduğu açıktır. Günümüzde ise Kemalizm veya Atatürkçülük, partinin arkasına saklandığı bir maske ve kendi içlerinde bile uzlaşılamayan bir dogma haline gelmiştir.
Bugün CHP’nin yaşadığı temel sorun, bir kimlik krizidir. Partinin neyi savunduğu, hangi kesimlere hitap ettiği ve halkın hangi sorunlarına çözüm ürettiği konusunda ciddi bir yokluk içerisindedir. Ellerindeki tek siyaset malzemesi, Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığıdır. Bu durum küçük bir azınlık hariç, partinin kendi seçmen tabanını bile tam anlamıyla tatmin edememesine yol açmaktadır. Son yirmi yıldır yapılan seçimlerdeki başarısızlıklar, bu çaresizlik halinin somut göstergesidir. CHP, halkın günlük hayatında karşılaştığı ekonomik zorluklara, adalet sorunlarına, gelecekle ilgili endişelerine, dış politika siyasetine dair somut ve inandırıcı söylemler üretememektedir. Bunun yerine, ülke içinde ve dışındaki Recep Tayyip Erdoğan düşmanları ile dostluk geliştirme girişimleri, yakacağız, yıkacağız, yargılayacağız gibi genel geçer sloganlarla ve yalan vaatlerle siyaset yapmayı tercih etmektedir. Bu da, halkın gözünde partiyi etkisiz bir muhalefet partisi olarak konumlandırmaktadır. CHP’nin en büyük zaaflarından biri de, parti içi çekişmeler ve liderlik uğruna yapılan ihanet krizleridir.
CHP, Türkiye’nin en köklü siyasi partilerinden biri olmasına rağmen, tarihi hatalarının yükünden kurtulamamış ve günümüzde de etkili bir muhalefet partisi olmayı başaramamıştır. Halkın taleplerine ve hassasiyetlerine uzak kalan, kendi içinde birlik sağlayamayan ve çözüm üretme kapasitesini yitiren bir parti olarak varlığını sürdürmesine rağmen son yapılan yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır. Bu durumu yeni CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e maletmek doğru değildir. Yirmi yıllık iktidarları sayesinde yıpranan ve halkın ekonomik anlamda sıkıntılı yıllar geçiriyor olmasından sorumlu tutulan AK Parti’nin düşüşü en önemli sebeplerden biridir. Bu durumu bile kendi lehine çevirmekten aciz CHP yönetimine birkaç lafım olacak elbette…
Ey CHP! Sen çıkmışsın gariban edebiyatı yapıyorsun, vicdandan dem vuruyorsun. Hele bir dön de aynaya bak! Partindeki hırsızlara, teröristlere, kadın tacizcilerine bir bak! Sen önce kendi evinin önünü temizle, sonra başkalarına ahlak dersi ver! Ankara’yı, İzmir’i, İstanbul’u kimlerin soyup soğana çevirdiğini bu millet çok iyi biliyor. O belediyeler ki milleti borç batağına sürükledi, SGK’ya olan borçları bile ödemekten aciz kaldılar. Memurları maaşları ödenmediği için grev yapmakta! Bu milletin alın teriyle, hakkıyla biriktirdiği milyonları konser ve heykel gideri diyerek çarçur ettiniz! Söyle, nerede o vaat ettikleriniz? Bedava su! Bedava yemek! Bedava traktör! Bedava ulaşım! Hangisini yaptı belediyeleriniz! Hepsi yalan, üçkağıt, halkı kandırmaktan öteye gitmeyen tavlama vaatleri!
Garibanın cebindeki üç kuruşa göz dikmişsiniz ama halkın karşısına çıkınca hak, hukuk, adalet diye bağırıyorsunuz. Hadi oradan! Adalet dedikleri şey, yolsuzluğa göz yummak, kendi çıkarlarına kalkan olmak, teröristleri savunmaktan başka bir şey değil. Halkın sırtına binmişsiniz, yetmedi bir de onlara yukarıdan bakıyorsunuz. Vicdan mı kaldı sizde, utanma mı?
Bu millet sizin boş sözlerinizi yutmaz artık! İşçinin, memurun, emekçinin hakkını yiyenlerin maskesi bir bir düşüyor. Yaptığınız tek şey algı oyunlarıyla günü kurtarmak. Ama unutmayın, gün gelir devran döner! Bu millet kimin ne olduğunu çok iyi görüyor, zamanı geldiğinde hesabını da sorar. Siz o vakit, sığınacak bir yer ararsınız belki, ama nereye kaçarsanız kaçın, hakikatin kırbacı ensenizde patlayacak! Bu gidişle Özgür Özel’i de satmak için yer arayacaksınız!
Son sözlerim de din düşmanı Özgür Özel’e! Bu millet size kırmızı kartı yüzlerce kez gösterdi ama son seçimlerde bir şans daha verdi! Siz bu şansı da beceriksizliğinizle harcadınız! Kendi çıkarları için vatana ihanet edenlerin, milleti zarara uğratanların, halkın malını çalanların savunucusu oldunuz! Sizin sonunuzda bellidir! O gün geldiğinde adalet yerini bulacak, halkın hakkını yiyenlerin maskesi sonsuza dek düşecek. Ve işte o zaman ne gariban edebiyatı yapabilecek, ne de vicdandan, ahlaktan, adaletten bahsedebileceksiniz!
Hakikat, zalimin yakasını bırakmaz! Er ya da geç çöpü boylayacaksınız!

Yorum bırakın