Dünyaya Hükmeden Osmanlı ve Adaletinin Müthişliği…

Tarih sahnesinde pek az devlet, sadece askeri gücüyle değil, aynı zamanda adaletiyle de dünya çapında iz bırakabilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu bu nadir örneklerden biri olarak tarih kitaplarında yerini alır. Yaklaşık altı asır boyunca üç kıtaya yayılan ve yüzlerce milleti bir arada tutan bu imparatorluğun büyük sırrı, adaletle tesis edilen bir düzeni; Hilafet ve İslam Hukuku‘nu başarıyla uygulayabilmesidir.

Osmanlı’daki adalet anlayışı, İslam hukukuna dayansa da fethedilen topraklardaki çeşitli din ve milletlerin haklarını koruyan çok yönlü bir yapıya sahipti. Osmanlı sultanları, adaleti tesis etmenin ilahi bir görev olduğuna inanır ve bu anlayışı devletin her kademesine yansıtırlardı. “Mülk, adalet üzerine kaimdir” prensibi, Osmanlı yöneticilerinin ana rehberi olmuştur.

Osmanlı’nın belki de en dikkat çekici yönetim anlayışı, fethedilen topraklardaki halklara kendi inançları ve gelenekleri doğrultusunda özgür bir yaşam sunmasıydı. Demokrasi ve Laiklik kelimeleri o zamanlarda henüz gün yüzüne çıkmamıştı. “Millet Sistemi” olarak bilinen bu yönetim tarzı, her dinden ve etnik gruptan insanı kendi hukuk sistemine göre yargılayarak toplumsal barışı muhafaza etmeyi başarıyordu. Gayrimüslimler kendi kiliselerinde ibadet edebiliyor, kendi hukuk kurallarına göre yargılanabiliyorlardı. Bu yaklaşım, çoğu Avrupa devletinde görülmeyen bir hoşgörüyü ve adaleti temsil ediyordu.

Osmanlı’nın adalet sisteminin omurgasını oluşturan Hilafet ve ona bağlı kadılar, halkın her kesimine adil yargı hizmeti sunuyordu. Kadılar, sadece yargıç olarak değil, aynı zamanda belediye başkanı, noter ve sosyal düzeni sağlayan yetkililer olarak da görev yapmışlardı. Kadıların verdiği hükümler, İslam hukuku esas alınarak verilse de geleneksel hukuk da göz önünde tutulur ve yerel halkın hassasiyetleri dikkate alınırdı. Bu sayede adaletin kapsayıcı ve tarafsız bir şekilde işlediği bir düzen kurulmuştur.

Osmanlı sultanları, halkın adalete doğrudan ulaşabilmesi için bizzat kapılarını açık tutmuş ve şikayetleri dinlemekten kaçınmamıştır. Sultanın adalet kapısına gelen bir yurttaş, en ufak bir haksızlığa uğradığını düşünse bile doğrudan başvuru yapabilirdi. Bu uygulama, yöneticilerin hesap verebilirliğini arttırıyor ve adaletin tecelli edeceğine dair halkta büyük bir güven oluşturuyordu.

Osmanlı’nın uzun ömürlü olmasının en önemli sebeplerinden biri, adaletle yönetilmesi olmuştur. Osmanlı tarihçileri ve devlet adamlarının sıklıkla vurguladığı gibi, “Devletin bekası adaletle kaimdir”, “İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın!” Bu anlayış, yöneticilerin keyfi davranışlarını engelleyerek halkın devlete olan bağlılığını artırmış ve Osmanlı topraklarında barışın uzun süreli olmasını sağlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu, sadece fetihleriyle değil, adaletiyle de dünyaya hükmetmiştir. Çeşitli milletlerden ve dinlerden insanları bir arada barış içinde yaşatabilen Hilafet ve İslam Hukuku isimli bu düzen, Osmanlı’nın yüzlerce yıl ayakta kalmasının anahtarlından biri olmuştur. Adalet anlayışını çağına göre olağanüstü seviyede ileriye taşıyan Osmanlı, modern hukuk sistemlerinin de esin kaynağı olmuştur. Bugün hala “Osmanlı Adaleti” denildiğinde akla gelen bu şanlı miras, tarihe altın harflerle yazılmış büyük bir medeniyetin hatırasıdır.

Allah, bizlere Osmanlı’nın yıkılışından sonra yerle bir olan Hilafet ve İslam Hukuku sistemlerini geri getirmeyi nasip etsin inşallah. Zira tüm dünya bu sistemlere muhtaç….

Yorum bırakın