Düşünmek Zor Zanaattır!

Düşunmek, gerçekten zor bir zanaattır. Zira düşünmek; mevcut düzeni, alışkanlıkları ve yerleşik fikirleri sorgulamayı gerektirir. Ancak bu sorgulama süreci, insana genelde rahatsızlık verir. Alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkmak, bilinmeyen bir yola adım atmak gibidir. Bu nedenle, çoğu insan için düşünmek, birçok ağırlığı beraberinde getiren bir yük olarak görülür.

Allah, “Akletmez misiniz?” diye seslenir bize. Kuran’da bu ifade yüzlerce defa geçmektedir. Bu ayetler bize, düşünmenin ve aklı kullanmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. Allah, insana düşünme ve sorgulama yeteneğini bahşetmiştir ve bunu kullanmamızı istemiştir.

Düşünmenin zorlayıcı olduğu bu ortamda, insanlar genellikle sürüyü takip etmeyi tercih eder. Sürüyü takip etmek, bireye konforlu bir alan sunar. Kalabalığın içinde kaybolmak, bireysel sorumlulukları ve yanılma korkusunu bertaraf eder. “Herkes böyle yapıyor!” veya “Çoğunluk böyle yaşıyor!” gibi düşüncelerle kendini rahatlatan birey, aslında düşünme zahmetinden kaçınır.

Fakat, sürüyü takip etmek her zaman doğru ya da iyi bir sonuca götürmez. “Eğer yeryüzündeki çoğunluğa uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar” (En’Am: 116) ayeti de, bize bu gerçeği çarpıcı bir şekilde hatırlatır.

Tarih boyunca, çoğunluğun yanıldığına dair sayısız örnek vardır. Bunlardan biri siyahi-beyaz ayrımcılığı meselesidir. Malcolm X, 20. yüzyılın en etkili Afro-Amerikan liderlerinden biri olarak, siyahi bireylerin özgürlük, adalet ve eşitlik mücadelesinde ön saflarda yer aldı. Gerçek adı Malcolm Little olan Malcolm X, yaşamını ırk ayrımcılığına, beyaz üstünlüğüne ve Afro-Amerikan toplumunun ezilmesine karşı mücadeleye adadı. Malcolm X, gençlik yıllarında hapse girdikten sonra Nation of Islam (İslam Milleti) hareketine katıldı. Bu hareket, siyahların kendi toplulukları içinde bağımsız bir şekilde örgütlenmesi gerektiğini ve beyaz toplumun siyahları asimile etmeye çalıştığını öne sürüyordu. Malcolm X, hareketin sözcüsü olarak, Amerika’daki siyahilerin maruz kaldığı sistematik adaletsizliği ve ırkçılığı sert bir dille eleştirdi. Malcolm X, başlangıçta Martin Luther King’in savunduğu şiddetsizlik stratejisine eleştirel yaklaştı. Şiddetsiz direnişin beyaz toplumun insafına bırakıldığını düşünerek, siyahların gerektiğinde kendilerini savunmaları gerektiğini ifade etti. “Bir yanağını çevir” felsefesi yerine, “gerekirse göze göz” yaklaşımını benimsemesi, onun mücadelesine farklı bir boyut kazandırdı. 1964’te Mekke’ye yaptığı hac yolculuğu sırasında, İslam’ın evrensel kardeşlik ve eşitlik mesajını derinden hissetti. Bu deneyim, Malcolm’un ırk meselelerine bakış açısını genişletti. Hac dönüşü, ırksal nefretten uzaklaşıp, tüm insanlığın birliğine odaklanan bir yaklaşımı benimsemeye başladı. Amerikan toplumunda sistematik ırkçılığın yüzleşilmesi gereken bir gerçek olduğunu vurgulayan bir liderdi. Siyahi topluluğun güçlenmesi ve haklarının savunulması için mücadele eden Malcolm X, 1965’te bir suikast sonucu hayatını kaybetti. Ancak fikirleri ve mücadelesi, Afro-Amerikan toplumu için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Ayrıca özgürlük ve adalet için korkusuzca savaşmanın sembolü haline gelmiştir.

Çoğunluğun yanıldığı başka bir örnek, Kölelik meselesidir. Tarih boyunca birçok toplum, köleliği doğal ve gerekli bir kurum olarak görmüştür. Çoğunluk, köleliğin ekonomik, sosyal ve kültürel düzenin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyordu. Bu düşünce, yüzyıllarca sorgulanmadan sürdürüldü. Ancak, William Wilberforce gibi bazı kişiler, köleliğin insanlık onuruna aykırı olduğunu savunarak bu düzene karşı çıktılar. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda başlayan kölelik karşıtı hareketler, büyük zorluklarla karşılaştı çünkü kölelik karşıtları çoğunlukla toplumun küçümsediği ve dışladığı bir azınlıktı. Bu insanlar, rahatsız edici düşünme süreci yerine kolaya kaçmayıp hakikati aramışlardır.

Sonuçta, bu bireylerin mücadelesi sayesinde siyahi-beyaz ayrımı ve kölelik birçok ülkede yasaklandı. İnsan hakları konusunda büyük bir ilerleme kaydedildi. Bugün, siyahi-beyaz ayrımı ve köleliğin yanlış olduğu konusunda neredeyse evrensel bir fikir birliği bulunuyor, ancak bu, o dönemdeki cesur bireylerin çoğunluğa rağmen hakikati savunmasıyla mümkün oldu.

Bu örnekler, çoğunluğun her zaman haklı olmadığını ve hakikatin, cesur bireylerin düşünce ve eylemleriyle ortaya çıktığını bir kez daha gösteriyor. Toplumun büyük bir kısmı sürüyü takip etse de, ilerleme her zaman düşünme cesaretini gösteren bireylerden gelir. İçinde yaşadığımız dünya, konforlu düşüncesizlikle değil, rahatsız edici soruları sormaktan korkmayanlar sayesinde daha iyi bir yer haline gelmiştir.

Bu noktada, birey olarak kendimize sormamız gereken temel bir soru vardır: “Ben gerçekten düşünüyor muyum, yoksa sadece kalabalığa mı uyuyorum?” Bu sorunun cevabı, kim olduğumuzu ve neye hizmet ettiğimizi anlamamıza yardımcı olacaktır. Düşünmek zor zanaattır, evet ama hakikat, bu zahmete katlananların sahip olduğu bir mefhumdur.

Yorum bırakın