İslam geleneğinde dinin temel kaynağı Kuran’dır. Kuran’a göre her müminin sorumluluğu, onu hem okumak, hem de anlamak için çaba göstermektir. Bu sorumluluk terk edildiğinde, din adına konuşan her otorite sorgulanamaz hale gelir ve bu durum istismara kapı aralayabilir. Bu nedenle Kuran, inanan herkesi aracısız bir şekilde kendisine yöneltir. Yüce Rabbimiz bu durumu şu ayetlerle açıklamıştır:
“Bu kitap, sana; insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarasın diye indirildi.” (İbrahim Suresi: 1. Ayet)
“Düşünesiniz diye ayetleri uzun uzun açıkladık.” (En’âm Suresi: 126. Ayet)
“Bu Kuran, apaçık bir dildir ki anlayasınız.” (Yusuf Suresi: 2. Ayet)
Bu ayetlerde dikkat çeken şey, Kuran’ın anlaşılmak için indirildiğinin tekrar tekrar vurgulanmasıdır. Yani Kuran’ı anlamak bir “seçim” değil, bizzat bir kulluk görevidir. Kuran okunmadığında veya anlaşılmadığında ortaya üç temel sorun çıkar:
1. Din, kişisel görüşlere teslim olur: İnsanlar Kuran bilgisinden uzaklaştıkça, din adına konuşan otoritelere bağımlı hale gelir. Bu durum Kuran’da şöyle anlatılır: “Onlar bilginlerini ve din adamlarını Allah’tan ayrı rabler edindiler.” (Tevbe Suresi: 31. Ayet) Bu ayette, din adamlarının ilahlaştırılması ve sorgulanmadan otorite kabul edilmesi eleştirilir.
2. Dini istismar eden yapılar güçlenir: Kuran’ın muhatabına yüklediği düşünme sorumluluğu kaybolduğunda, bazı kişiler dine kendi menfaatleri doğrultusunda anlam biçebilir.
3. Dini bilgiler kulaktan dolma hale gelir: Kuran’ın bilinmediği toplumlarda, rivayetler, hikayeler, kültürel kalıplar, sözler, hatta hurafeler din zannedilmeye başlanır. Kuran’ın bu konudaki uyarısı nettir: “Zan, hakikat adına hiçbir şey ifade etmez.” (Necm Suresi: 28. Ayet)
Kuran’ın sadece okunup geçilmesi Allah tarafından da eleştirilmiştir. “Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?” (Nisa Suresi: 82. Ayet) ve “Kur’an’ı hakkıyla düşünmüyorlar mı?” (Muhammed Suresi: 24. Ayet) Ayetlerde “okumuyorlar mı?” değil, “düşünmüyorlar mı?” buyrulması önemlidir. Bu, Kuran’ın sadece seslendirilmek için değil, aklen ve kalben kavranmak için indirildiğini gösterir.
Kuran’ın öğretisine göre rehberlik edecek alimler elbette olmalıdır; ancak bu rehberlik sorgulanamaz bir otorite haline dönüştüğünde sorun başlar. Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Âlimler peygamberlerin varisleridir.” (Ebû Dâvûd, İlim 1) Bu varislik, emanet anlamındadır; tahakküm anlamında değil. Kuran’ın mesajına ters düşen veya onu gölgeleyen bir otorite kabul edilemez.
Kuran’ın istismar edilmemesi ve dinin menfaat aracına dönüşmemesi için her Müslümanın şunlara dikkat etmesi gerekir: 1. Kuran’ı düzenli olarak okumak: Günlük kısa bölümler bile olsa Kuran’la irtibat korunur. 2. Mealler ve tefsirlerle anlamaya çalışmak. Allah’ın mesajını kavramak için aklı kullanmak esastır. 3. Din adına söylenen her sözü Kuran süzgecinden geçirmek. Kuran’ın kendisi, ölçü koymuştur: “Hakkı batıldan ayıran ölçü budur.” (Bakara Suresi: 185. Ayet)
Kuran okunmadığında, din adına konuşan her kişi “nihai otorite” gibi görünmeye başlar; bu da istismarın kapısını aralar. Oysa Kuran, mümini doğrudan kendisine çağırır; düşünmeye, anlamaya ve sorgulamaya davet eder. Dini hayatın sağlıklı olması, ancak Kuran’ın bizzat okunması ve anlaşılmasıyla mümkündür. Dinin özüne dönmenin yolu, Kuran’ın aydınlığına dönmekten geçer…

Yorum bırakın