Kuran Değişmemiştir ve Değiştirilemez!

Asırlar boyunca, Kuran’a itirazlar hiç durmadan devam etmektedir. Dışarıdan İslam düşmanları tarafından idare edilen bu kampanya, içerideki düşmanların da hücumlarıyla kuvvet kazanmaktadır. Allah’tan geldiği gibi korunmuş olan Kuran’a karşı, Müslümanların itikatlarını bozmak için, İslam hakkında birçok eserler yazarak ve İslami kaynaklardan aldıkları bilgilileri kasten bozarak İslam’a saldırmaktadırlar. İslami esasları kaynağından okumadan, onların yazdıklarını okuyup inanan bazı Müslümanlar, farkında olmadan Müslümanlığa dil uzatmaktadırlar. Bu saldırılara karşı koymak için, Kuran’ı ve Kuran tarihini iyi bilmek gerekir.

Son yıllarda özellikle sosyal medya ve benzeri dijital mecralarda, Kur’an-ı Kerim’in ilahi bir mesaj olmadığı, bir şekilde tahrif edildiği ya da tamamen insan ürünü bir metin olduğu yönünde iddialar yaygınlaşmaktadır. Bu iddialar çoğu zaman bilimsel ya da tarihsel temellere dayanmadığı halde, yüzeysel sorgulamalarla dine yaklaşan veya bilgi talebi içinde olan kimseleri etkilemekte; kimi bireyler deizm veya ateizm gibi farklı yönelimlere savrulabilmektedir.

Kuran’ın tamamen insan ürünü olduğu iddiası, öncelikle onun sıra dışı dil ve üslubunu açıklamakta zorlanmaktadır. Allah, İsra Suresi 88. ayette şöyle meydan okumaktadır: “De ki: Andolsun, insanlar ve cinler bu Kuran’ın benzerini getirmek için toplansalar, yine de onun benzerini getiremezler.”

Arap dilinin en parlak döneminde, edebiyatın zirvede olduğu bir toplum içerisinde Kuran’ın ortaya çıkışı, dönemin şair ve hatiplerinin bile “benzerini getirmekten aciziz” demelerine yol açmıştır. Kuran’ın meydan okuması tarihsel olarak kaydedilmiş, anlam bütünlüğü, üslup tutarlılığı ve dilsel özgünlüğü ile insan sözünden ayrıldığı birçok araştırmacı tarafından kabul edilmiştir.

İddialar çoğu zaman Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Kuran’ı kendisinin yazdığı ön kabulüne dayanır. Oysa okuryazar olmadığı bilinen ve hayatının hiçbir döneminde şiir veya edebi eser ortaya koymamış bir şahsın, kırk yaşından sonra aniden Arap edebiyatının zirvesi kabul edilen bir metin üretmesi akli ve tarihsel olarak mümkün değildir. Dahası Kuran’ın birçok ayeti Peygamber’i eleştiren, onu uyarıp yönlendiren içerikler taşır; bu, insan ürünü bir metin olsaydı beklenmeyecek unsurlardandı.

Bazı iddialar, Kuran’ın önceki semavi kitaplardan veya dönemin kültürel kaynaklarından derlendiğini ileri sürer. Bu iddia, hem tarihsel hem metinsel açıdan tutarsızdır: Hazreti Muhammed’in bu kaynaklara erişimini gösteren bir kanıt yoktur. Yahudi ve Hristiyan metinleri Arap Yarımadasında dağınık, parçalı ve çoğunlukla başka dillerdeydi. Kuran’ın önceki vahiylerle hem ilişkili hem de bağımsız bir dil kurması ve hiçbir çelişki barındırmaması şeklindeki özgün vahiy karakteri, bu iddiaları geçersiz kılar.

Kuran’ın tahrif edildiği iddiasının en büyük açmazı, Kuran’ın ilk günden itibaren hem yazılı hem de sözlü olarak korunmuş olmasıdır. Peygamber hayattayken vahiy katipleri metni yazmış, sahabeler ise ezberlemiştir. Kuran’ın iki yönlü korunma sistemi, onu diğer metinlerden ayıran benzersiz bir unsurdur.

Hazreti Ebu Bekir ve daha sonra Hazreti Osman dönemlerinde yapılan mushaf birleştirme çalışmaları, tahrif değil, çeşitli lehçe ve okunuşlardan kaynaklı karışıklıkları önlemek amacıyla yapılan standartlaştırma çalışmalarından ibarettir. Hiçbir alim bu süreçte ayetlerin eklendiği veya çıkarıldığına dair bir veri sunamamıştır. Aksine sahabelerin çok sayıda hafızı, takip eden nesillerde de binlerce kişiye ulaşmıştır; bu durum tahrif ihtimalini mantıksal olarak imkansıza yaklaştırır.

Bugün elimizde bulunan Kuran nüshalarının en eski mushaflarla karşılaştırıldığında tamamen uyumlu olması, arkeolojik metinlerin içerik tutarlılığını doğrulaması, hiçbir anlam veya ayet farkının bulunmaması, tahrif iddialarının bilimsel karşılığının olmadığını göstermektedir.

Kuran’a yönelik saldırıların artmasının bir yönü de, bilgiden ziyade psikolojik ve sosyolojik etkilere dayanan modern akımlardır. Post-modern düşüncenin “her hakikat tartışmaya açıktır” yaklaşımı, geleneksel otoriteleri sorgulama eğilimini büyütmüş; sosyal medya ise yüzeysel bilgi sunarak karmaşa üretmiştir. Kuran hakkında bilgisi sınırlı olan kişiler, argümanları güçlüymüş gibi görünen bu iddialara daha kolay kapılabilmektedir.

Kuran’ın ilahi kaynaklı olmadığı veya tahrif edildiği iddiaları, tarihsel kayıtlar, metinsel analizler ve sosyolojik gerçeklikler dikkate alındığında güçlü bir temele sahip değildir. Kuran, hem nüzul sürecindeki çok yönlü koruma mekanizmaları hem de günümüze ulaşan metnin değişmezliği açısından diğer hiçbir kutsal metinle karşılaştırılamayacak düzeyde korunmuştur. Bu iddiaların dini arayış içinde olan kimseleri olumsuz etkilemesi ise, sağlam bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, Kuran üzerine yapılacak akademik çalışmaların ve sağlıklı bilgi aktarımının önemi her zamankinden daha büyüktür.

Son olarak Allah şöyle buyurur; “Şüphesiz zikri (Kuran’ı) biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr Suresi: 9. Ayet)

Hidayet diliyorum…

Yorum bırakın