Körlük!

Toplumda “kör” kelimesi genellikle fiziksel bir eksiklikle, yani görme yetisinin yitimiyle eşleştirilir. Ancak, insanın asıl körlüğü sadece gözle değil, gönülle de ilgilidir. İşte tam da bu noktada şu sarsıcı ifade karşımıza çıkar: “Kör diye gözleri görmeyene denmez! Asıl kör, yaratılana bakıp Yaratan’ı görmeyendir.”

Bu cümle, insanoğlunun sıklıkla gözle gördüğüne kanaat getirdiği dünyayı, aslında ne kadar eksik algıladığını yüzüne çarpan bir kamçı gibidir. Sadece gözle görmek, hakikati kavramaya yetmez. Asıl mesele, görülen her şeyde Yaratan’ın izini, kudretini ve sanatını sezebilmektir.

Nice insan vardır ki, gözleri görmez; ama kalbiyle, vicdanıyla, aklıyla âlemleri temaşa eder. Bu insanlar, görmenin özüne inmiş kimselerdir. Diğer yanda ise gözleriyle etrafını gören; ama yaratılışın arkasındaki ilahi kudreti, hikmeti, sanatı göremeyen insanlar vardır. Kuran’da bu hakikat şu ayetle dile getirilir: “Gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac Suresi, 46.Ayet)

Bir yaprağın damarlanmasından tutun da bir kar tanesinin geometrisine kadar her şey, yaratılışta bir maksadın, bir sanatın ve bir sahibin varlığına işaret eder. Lakin bu işaretleri görmek için sadece biyolojik bir gözle değil, içsel bir idrake ihtiyaç vardır. Akıl, kalp ve vicdan üçgeninde çalışan bir bakış, yaratılana bakarak Yaratan’ı görür.

Günümüzde insanlar, ekranlara bakıyor ama manaya gözlerini kapatmış durumda. Tabiatı izliyor ama tesadüf diyor. İnsan bedenindeki mucizeleri çözüyor ama sadece “doğa kanunu” diyor. Bu, gözlerin açık ama ruhun kör olmasıdır. Bu, hakikatin yanı başında yaşarken ondan habersiz olmaktır.

Gerçek görme, sadece ışığı algılamak değil, anlamı idrak etmektir. Her yaratılış bir mesaj, her detay bir imza, her hayat bir kelimedir. Bunları okuyabilmek için gözden öte gönüle, duyuştan öte idrake ihtiyaç vardır. Asıl körlük, anlamayan kalbin ve hakikati göremeyen aklın körlüğüdür.

Öyleyse bir daha düşün: Görüyor musun, yoksa sadece bakıyor musun?

Yorum bırakın