Kirlenmek Güzeldir Mi Dediniz?

Yıl olmuş bilmem kaç, insanlık Mars’a koloni kurmanın derdine düşmüş, hala burada çamurun içine düşmeyi erdem sananlar var. “Kirlenmek güzeldir” diyerek milyonların zihnine attığınız o slogan, sadece deterjan satmadı. Aynı zamanda kirli düşünceyi, özensiz yaşamı, vurdumduymazlığı da meşrulaştırdı. Tebrik ederim; bir cümleyle hem tembelliği, hem hoyratlığı, hem de görgüsüzlüğü paketleyip “özgürlük” diye sattınız.

Reklam filmlerinde çocuklar neşeyle çamura bulanıyor, anneleri gülümsüyor, fon müziği neşeli… Ne güzel değil mi? Ama o “kir” sadece pantolonda kalmıyor. Zihinlere de sıçrıyor. “Nasıl olsa temizlenir” rehavetiyle çevreyi kirletmeyi, doğaya hoyrat davranmayı, sokakta yere çöp atmayı, masa başında kalemini emip yere tükürmeyi olağanlaştırıyor.

Bir dakika durup düşünelim: Kirlenmek güzeldir diyen kim? Bir reklam ajansı. Hedef ne? Deterjan satmak. Ama toplumun algısına yapılan tahribatın telafisi hangi çamaşır makinesinde yıkanacak? Bu slogana alkış tutanlar, çocuğu toprağa düşüp pantolonu çamur olunca gülümseyen ideal aile figürünü alkışlıyor. Ama aynı kişiler, çocukları biraz fazla konuşunca “terbiyesiz” diyor. Demek ki kirin bile kabul edilebilir bir versiyonu varmış: Görselse olur, fikirselse olmaz.

O zaman soralım: Gerçek kir nedir? Üzerine dökülen çamur mu, yoksa hiçbir şeyi dert etmeyen, sorumluluktan kaçan, “nasıl olsa biri temizler” diyerek yaşayan bir zihniyet mi? Kirlenmeyi doğallıkla, gelişimle, üreticilikle eşitleyen bu sinsi anlatı, tembelliği özgürlük, sorumsuzluğu serbestlik, laubaliliği doğallık gibi satıyor.

Çocuk toprağa düşsün, evet. Ama kalkmayı da öğrensin. Kendi pisliğini kendi temizlemeyi öğrensin. Sadece üstünü değil, ardında bıraktığı izleri de. Zihinsel kirlenmenin affı yoktur çünkü. Oraya bulaşan, yıllarca kalır. Ve ne deterjan çıkarır, ne sabun. Şimdi kalkıp bir de “Kirlenmek aslında hayatla temas etmektir” falan diyebilirsiniz. Kusura bakmayın ama hayatla temas, çöp kutusuna atmadan sokağa fırlattığın pet şişeyle değil; o şişeyi toplayan işçiye saygı duymakla başlar. Kirli bir çevre, kirli bir ruhun dışavurumudur.

Yani sevgili reklamcılar, pazarlamacılar ve ezber tüketiciler: Kirli olanı “güzel” diye parlatmaya çalışmayın. Parlatınca temizlik olmuyor, sadece cilalanmış bir boşluk oluyor. Ve o boşlukta, vicdan değil sadece alışveriş fişi büyüyor…!

Yorum bırakın