Dünyanın en sarsıcı suskunluğu, yanlış bir fikre sırf “saygı” adına ses çıkarmamaktır. “Her fikre saygı duymalıyız” cümlesi, kulağa hoş gelen ama içinde büyük bir çürüme taşıyan bir yalandır. Fikirlere saygı olmaz; saygı, düşünebilen, hissedebilen, hata yapabilen insana olur. Fikirlerse sorgulanmak, tartışılmak, hatta gerektiğinde yok edilmek içindir.
Tarihte her büyük baskı rejimi, önce kendi fikirlerini kutsallaştırdı. Kimi fikirler “eleştirilemez” ilan edildiğinde, düşünce özgürlüğünün celladı çağrılmış olur. Nazizm bir fikirdi. Irkçılık bir fikirdir. Kadınların ikinci sınıf insan olduğunu savunmak bir fikirdir. “Her fikre saygı” gibi gözüken bu nötrlük maskesi, işte bu karanlık fikirlerin arkasına gizlenir. Eğer fikirler tartışılmazsa, hatalar tekrarlanır. Eğer fikirler kutsallaştırılırsa, insanlar sorgulamayı unutur. O yüzden “fikre saygı” adı altında, suskunluk bir erdem değil; korkaklıktır.
Bir insan, yanlış bir düşünceyi savunabilir. Ona saygı duyarız çünkü o da bizim gibi düşünme hakkına sahip bir bireydir. Ama o insanın düşüncesi, insanlık onurunu çiğniyorsa, gerçeği eğip büküyorsa, nefret yayıyorsa, o düşünceye karşı savaşmak bir haktır. Hatta bir görevdir. Bir doktorun yanlış teşhisine “saygı duyalım” diyebilir miyiz? Hayır. Doğru bilgiyle düzeltiriz. Aynı şey fikirler için de geçerlidir. Bir fikri eleştirmek, ona karşı çıkmak, yok etmeye çalışmak; insan onurunu, hakikati ve ilerlemeyi savunmaktır.
Toplum, farklı fikirlerin çatışmasıyla gelişir. Ama bu çatışma, fikirleri eşit konuma getirmez. Her fikir eşit değildir. Bilimsel gerçeklerle çelişen, insan haklarını çiğneyen, şiddeti savunan fikirlerin yaşama hakkı yoktur. Bu fikirler “saygı” değil, muhalefet ister. Özgür düşünce ortamı, her fikrin desteklenmesi değil, her fikrin sınanmasıyla mümkündür. Doğruyu bulmak, yanlışla hesaplaşmayı gerektirir. Bu yüzden fikirler arasında ayıklama yapmak, ilerlemenin temelidir. Sorgulanmamış fikir, yozlaşır. Dokunulmazlık verilen fikir, dogmaya dönüşür. Ve dogmalar, düşüncenin mezar taşıdır.
Bugün “fikre saygı” kisvesiyle, eleştiriden muaf tutulan pek çok zararlı görüş, toplumu içten içe çürütüyor. Kimse sesini çıkaramıyor çünkü karşılığında “saygısız” yaftası yapıştırılıyor. Örneğin; Kemalizm! Oysa suskunluk, kötülüğün en büyük müttefikidir. Cesaretin sustuğu yerde, adalet çürür. Fikre karşı çıkmak, insanı aşağılamak değildir. Tam tersine, onu ciddiye almaktır. Ona “daha iyisi mümkün” demektir. İnsanlar hata yapar. Hatalar fikirlere yansır. Bu yüzden fikirleri savunmak değil, sınamak gerekir.
Fikirleri kutsallaştıran toplumlar, zamanla düşünmeyi unutur. Bizler insanız, fikirlerimizin efendisi olmalıyız; kölesi değil. Her fikre saygı değil; her insana saygı gerekir. Fikirlere ise sorgulama, meydan okuma ve gerektiğinde reddetme hakkı tanınmalıdır. Çünkü hakikate ancak o zaman yaklaşırız…

Yorum bırakın