İnsanoğlu varoluşundan bu yana ölümsüzlüğün hayalini kurmuş, zamana direnmeye çalışmıştır. Efsaneler, mitolojiler, dini öğretiler ve modern bilimin çabaları bu arzunun tezahürleridir. Ancak her ne kadar ölümden kaçma arzusu güçlü olsa da, kaçınılmaz olan bir gerçeği değiştirmiyor: Ölüm bir hakikattir.
İnsan, bilinmeyenden korkar. Ölüm ise belki de insanlık tarihindeki en büyük bilinmezdir. Psikolojik açıdan bakıldığında ölüm korkusu, hayatta kalma içgüdüsünün doğal bir sonucudur. Bu korku; sanat, edebiyat ve bilimde ölümsüzlük temalarının işlenmesine yol açmıştır. Antik çağda “gençlik iksiri” peşindeki simyacılardan bugünün transhümanistlerine kadar insanlar, yaşamı uzatmanın yollarını aramıştır.
Birçok din, ölümü bir son değil, başka bir hayatın başlangıcı olarak görür. Bu bağlamda ölüm, bir “yolculuk” ya da “terfi”dir. İslam inancında “Her nefis ölümü tadacaktır” buyurulur. Bu ayet, ölümün adil ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ifade eder. Felsefi yaklaşımlarda ise örneğin Epikür, “biz varken ölüm yok, ölüm geldiğinde biz yokuz” diyerek ölüm korkusunu anlamsızlaştırmaya çalışır.
Gelişen tıp ve teknoloji sayesinde yaşam süresi uzamış olsa da, insanın ölüm korkusu azalmamıştır. Hatta modern çağda ölüm, çoğunlukla gözlerden uzak tutulur; hastanelerde, steril ortamlarda gerçekleşir. Bu durum, insanların ölümle yüzleşmesini zorlaştırmakta, ölüm düşüncesini bastırmalarına yol açmaktadır. Ancak bastırılan her şey gibi bu da bilinçaltında kaygı olarak kendini gösterir.
Ölümün kaçınılmazlığı, insanı çaresizliğe değil, hayatı daha anlamlı kılmaya yöneltebilir. Ölümü hatırlamak; ömrü, zamanın kıymetini ve insani ilişkileri daha değerli hale getirir. Rumi’nin “Şeb-i Arus” yani “düğün gecesi” olarak nitelendirdiği ölüm anlayışı, bu barışmanın en güzel örneklerinden biridir. Hayatı ölümle anlamlandırmak, insanı hem dünyevi hırslarından arındırır hem de manevi derinlik kazandırır.
İnsanoğlu hiçbir suretle ölmek istemese de, ölüm bir gerçektir. Bu gerçeği kabul etmek; hayatı daha dolu yaşamak, sevdiklerimize daha çok değer vermek, anlam arayışımızı derinleştirmek için bir fırsattır. Ölüm, bir yok oluş değil; varoluşun doğal ve kutsal bir parçasıdır…

Yorum bırakın