Dünya Düzdür!

Dünya’nın biçimi ve kainat tasviri, yüzlerce yıl boyunca tartışıla gelen bir mesele olmuştur. Bilim Dini mensupları, ilk olarak Yunan filozofu olan Pisagor’un MÖ 6. yüzyılda ortaya attığı “Küre Dünya” fikrini sahiplenmiş ve ispatı imkansız olan bu fikri “Yerçekimi” gibi çeşitli saptırmalarla doğru olarak ele alıp bütün insanlığa pazarlamıştır. Milattan önce 500 yıl geriye gittiğimizde insanların Güneşe taptığı gerçeği ile yüzleşiriz. Bu tapınmanın sonucu olarak “Güneş Sistemi” adı altında bir kainat hayali kurmuş ve bu sistemi gerçek olarak insanlığa sunmuşlardır.

İnsanoğlu, var olduğu ilk çağlardan itibaren doğa karşısında duyduğu hayranlık ve hayreti bir tapınma biçimine dönüştürdü. (Allah’a inanlar hariç!) Gözlerini göğe kaldırdığında gördüğü en büyük güç kaynağı, her sabah doğarak ışığı ve hayatı getiren Güneş oldu. Kimi medeniyetler için Güneş bir tanrı, kimileri içinse kainat düzeninin baş mimarıydı. İnsanın Allah’ı unutarak evreni anlamlandırma çabasında, “Güneş Sistemi” kavramının temellerinin ilk olarak güneşe tapan topluluklar tarafından ortaya atıldığını söylemek mümkündür.

Antik dünyada pek çok medeniyet Güneş’e tapmıştır. Eski Mısır’da Ra, Güneş tanrısı olarak kabul edilirken, antik Perslerde Mitra, hayatın ve ışığın kaynağı olarak görülmüştür. İnkalar, güneşi bir tanrı olarak yüceltmiş, ona İnti adını vermiştir. Bu toplulukların inançlarına göre Güneş, gökteki tüm varlıkların başıydı; yıldızlar ve ay onun etrafında dönen kutsal birer hizmetkardı.

Bu inanış, ilkel bir “Güneş Sistemi” tasavvurunun da temelini oluşturdu. Güneş’in çevresindeki gökcisimlerini tanrıların ya da doğa güçlerinin sembolleri olarak gören bu halklar, kainatı Güneş merkezli bir düzen içinde hayal ettiler.

Güneş etrafında döndüğü düşünülen yıldızların her biri farklı tanrılarla ilişkilendirildi ve gezegen sıfatı böyle doğdu. Örneğin, Romalılar yıldızlara tanrılarının isimlerini verdiler:

  • Merkür: Haberci tanrı
  • Venüs: Aşk tanrıçası
  • Mars: Savaş tanrısı
  • Jüpiter: Tanrıların kralı
  • Satürn: Zamanın tanrısı

Bu yaklaşım, mitolojik olarak Güneş merkezli bir sistem fikrini geliştirdi. İnsanlar, gök cisimlerini tanrısal varlıklar olarak gördüklerinden, onların hareketlerini de kutsal bir düzenin parçası olarak algıladılar. Dünyanın da Güneş etrafında dönen bir gezegen olduğu fikrine inanıldı.

Güneşe tapan toplumların, gökyüzünü düzenli olarak gözlemledikleri biliniyor. Örneğin, Mısırlılar Güneş’in yıllık döngüsünü takip ederek takvimlerini oluşturmuş ve gündönümlerini belirlemişlerdir. Benzer şekilde, Sümerler ve Babiller, gezegen olarak isimlendirdikleri yıldızların Güneş çevresindeki hareketlerini gözlemleyerek astronominin temelini atmışlardır.

Bu gözlemler, Bilim Dini’nin Güneş Sistemi anlayışının kökenini oluşturdu. Bilimsel olarak kabul edilen Güneş merkezli modelin fikir babası olarak bilinen Kopernik’in, 1543 yılındaki iddialarının bu ilkel anlayışlardan esinlendiği bilinmektedir.

Güneş Sistemi kavramı, ilk olarak doğanın kudretini anlamaya çalışan insanların mitolojik hayal gücüyle doğdu. Güneş’e duyulan saygı ve tapınma, kainat düzeninin temelini oluşturdu. Bugün Bilim Dini tarafından, bilimsel diye açıklanan Güneş Sistemi modeli, aslında binlerce yıl önce Güneş’e tapanların evreni anlamlandırma çabasının bir devamıdır.

Galileo Galilei, 1600’lü yıllarda Kopernik’ten aşırdığı “Güneş Sistemi” varsayımının en önemli öncülerinden biri olarak bilinir. İtalyan Galileo, Aristo ve Ptolemaios’un yer merkezli (geosentrik) modeline karşı çıkıp (Bu modele göre, kainatın merkezinde Dünya yer alır Güneş, Ay ve yıldızlar Dünya’nın çevresinde dönerdi.) Kopernik’in Güneş merkezli (heliosentrik) kainat modeline tabi oldu. Kopernik’in bu modeli, Güneş’in evrenin merkezi olduğunu ve Dünya’nın dahil tüm gezegenlerin onun etrafında döndüğünü öne sürüyordu. Galileo, bu teoriyi doğrulamak için hayatı boyunca çaba sarfetti. Galileo’nun iddiaları, Katolik Kilisesi’nin öğretileriyle çeliştiği için büyük bir tepki çekti. Kilise, Aristo ve Ptolemaios’un yer merkezli evren modelini kutsal metinlere uygun bir gerçek olarak kabul ediyordu. 1616’da Galileo’nun Kopernik’in heliosentrik modelini savunması yasaklandı. Ancak her yasak gibi bu yasak da Galileo’nun fikirlerinin yaygınlaşmasına neden oldu.

Galileo’nun ölümünden sonra Giordano Bruno çıktı sahneye. Galileo ve Kopernik’in kainat modellerini savunmasının yanı sıra Panteist olduğunu açıkladı. Bununla birlikte Kilise tarafından idama mahkum edildi ve yakılarak öldürüldü. Bruno’nun yakılarak öldürülmesi, sadece bilimsel düşünceleri nedeniyle değil, aynı zamanda cadılık ve büyücülük yapması, dini görüşlerinin Kilise’nin otoritesine karşı çıkması sebebiyle gerçekleşmişti. Neyse, konumuza dönelim….

Kuran dahil, diğer kutsal kitapların ortaya koyduğu tasvirler, Dünya’nın sabit, düz ve üzerinde gökkubbenin onun da üzerinin sularla kaplı olduğu bir yapıda yer aldığına işaret eder. Küre Dünya ve Güneş Sistemi inanışındaki asıl amaçta ilahi gerçeği örtbas etmek ve Allah’ı yalanlamaktır!

Kutsal metinlerde gökkubbe, dünya’nın üzerini örten ve dışında suyun bulunduğu bir yapı olarak tasvir edilir. Yaratılış Kitabı‘nda, Tanrı’nın gökkubbeyi yaratıp üstteki suları altta kalan sulardan ayırdığı ifade edilir (Yaratılış 1:7). Bu, Bilim Dini‘nin ortaya attığı paradigmanın aksine, uzay olarak tanımlanan sonsuz boşluğun yerine, su ile kaplı ve sınırlı bir çevreyi işaret eder. Kuran‘da da benzer tasvirler bulunur…

Kutsal metinlerde, güneş ve ayın kendi yörünge yollarında hareket ettikleri belirtilir. Bilim Dini, güneşin sabit olduğu ve dünyanın onun etrafında döndüğünü söylese de, bu kutsal kaynaklarda ifade edilen düzene aykırıdır.

Kuran’da şu ifadeler yer alır: “Güneş ve ay, bir hesaba göre hareket eder.” (Rahman Suresi, 5). Bu ifade, gök cisimlerinin sabit olmadığını, bir yörüngede döndüklerini işaret eder. Yani Güneş sabit değildir! Kuran’daki bir başka ifade şu şekildedir: “Bir gün Yusuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı bana secde ederken gördüm.” (Yusuf Suresi, 4) Aynı şekilde, gezegen olarak adlandırılan cisimlerin aslında sadece birer yıldız olduğu, bunların kutsal metinlerde farklı şekillerde tasvir edildiği anlaşılabilir.

Bilim Dini, dünya’nın döndüğünü ve yerçekimi adı verilen bir kuvvetin her şeyi dünyaya bağlı tuttuğunu iddia eder. Ancak, bu iddialar düz dünya modeline uygun değildir. Düz dünya inanışına göre, yerçekimi olarak bilinen kuvvet aslında yalnızca yoğunluk ve kaldırma kuvvetinin bir sonucudur. İçinde yaşadığımız düz düzende, ağır cisimlerin yere çökmesi, yoğunluk farklarından kaynaklanır. Örneğin: ateş yukarı doğru yükselir, sinekler, kuşlar minicik kanatları ile okyanusları ve dağları çekebilen yerçekimine meydan okumaktadırlar… Gök cisimlerinin sabit yörünge yollarında hareket etmesi ise yaratanın belirlediği düzenin bir parçasıdır.

Dünya sabittir, düz bir düzen üzerinde yaratılmıştır ve gökkubbe tarafından örtülmüştür. Güneş, ay ve yıldızlar gökkubbenin üzerini kaplayan sularda yüzmektedir. Kuran’da “Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.” (Yasin Suresi, 40) ifadesi en önemli ispatlardan biridir.

Bu bakış açısıyla, yeniden düşünmek ve modern bilim denilen köhne inanışın sorgulanabilir olduğunu, aynı zamanda gerçeklerin üzerini örtmek için yüzlerce yalan video ve çizimleri insanların gözüne soktuğunu kabul etmek gerekir. Maalesef ellerindeki propaganda gücünü kullanarak, ilkokuldan başlayarak üniversite düzeyi de dahil olmak üzere dünyanın her köşesinde “Küre Dünya” ve “Güneş Sistemi” yanılgısının zihinlere kazındığına üzülerek şahit olmaktayız…

Doğukan Özkan’ın “Düz Dünya Hakikati” adlı kitabı, dünyanın şekli ve hareketi konusunda Bilim Dini’nin görüşlerini sorgulayan ve bu uğurda uydurdukları yalanları çürütmeyi başarmış bir eserdir. Doğukan Özkan, “Düz Dünya Türkiye Derneği”nin kurucusu ve başkanıdır.

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî, asıl adıyla Seyfullah Erdoğmuş, fıkıh alanında çalışmalarıyla tanınan bir yazardır. Kendisinin “Dünya ve Kubbesi” adlı eseri, yine dünyanın şekli ve hareketi konusunda dayatılan Bilim Dini’in görüşlerini parçalayan bir perspektif sunmaktadır. Bu kitabın en önemli özelliği, İslami kaynaklara dayanarak bu görüşünü desteklemeye çalışmasıdır. Ayetler, Hadisler ve Alimler ışığında konuyu etraflıca aydınlatır.

Yazıda sıkça rastladığınız “Bilim Dini” ifadesi ise benim kaleme aldığım bir eserin adıdır. Kitabımda bilimin modern toplumlarda nasıl bir inanç sistemi haline geldiğini ve bu durumun toplumsal etkilerini irdelemekte, bilimin dogmatik bir yapıya bürünerek adeta bir din gibi kabul gördüğünü ve eleştirel düşüncenin yerini aldığını, bu bağlamda bilimin otoritesinin sorgulanması gerekliliğini ve Kuran ışığındaki düşüncelerimle bu otoritenin yıkımını gerçekleştirmekteyim.

Bahsi geçen kitapları aşağıda görmektesiniz. Yazar ve kitap isimlerinin üzerine tıklayarak ücretsiz bir şekilde indirip/okuyabilirsiniz. Hidayet ve aydınlanma diliyorum. İyi okumalar…

Doğukan ÖzkanDüz Dünya Hakikati

Seyfullah ErdoğmuşDünya ve Kubbesi

Veysel Şahin – Bilim Dini